Sözleşme zamanaşımı ne zaman başlar ?

Efe

New member
# Sözleşme Zamanaşımı Ne Zaman Başlar? Güncel Hukuk, Uygulamalar ve Geleceğe Yönelik Öngörüler

Bir sözleşme imzaladığınızı, üzerinize düşen yükümlülükleri yerine getirdiğinizi ancak karşı tarafın ödeme yapmadığını düşünün. Aradan aylar, hatta yıllar geçiyor. Bu sırada aklınıza önemli bir soru geliyor: Sözleşmeden doğan hakkımı talep etmek için ne kadar zamanım var ve zamanaşımı süresi tam olarak ne zaman başlıyor? İşte bu soru, yalnızca alacaklıları değil, borçluları, ev sahiplerini, kiracıları, işletmeleri ve ticari sözleşmelerle uğraşan herkesi yakından ilgilendiriyor.

Sözleşme zamanaşımı konusu ilk bakışta teknik bir hukuk meselesi gibi görünse de günlük yaşamda ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Bir faturanın geç ödenmesi, hizmet bedelinin tahsil edilememesi, satış sözleşmesindeki bir uyuşmazlık veya yıllar önce verilen bir borcun geri istenmesi, zamanaşımı kurallarını gündeme getirebilir. Üstelik dijital sözleşmelerin, çevrim içi ticaretin ve uluslararası işlemlerin yaygınlaşmasıyla birlikte bu konunun önümüzdeki yıllarda daha fazla tartışılacağını düşünüyorum.

Burada asıl mesele yalnızca zamanaşımının kaç yıl olduğu değil, sürenin hangi olayla başladığı, hangi durumlarda durduğu veya kesildiği ve hakkın nasıl korunabileceğidir.

1. Sözleşme Zamanaşımı Nedir?

Zamanaşımı, kanunun belirlediği süre içinde kullanılmayan bazı hakların hukuki açıdan ileri sürülmesini etkileyen bir kurumdur. Borçlar hukukunda zamanaşımının temel işlevlerinden biri, çok uzun süre boyunca belirsiz kalan borç ilişkilerini belirli bir noktadan sonra hukuki güvenlik çerçevesinde değerlendirmektir.

Türk hukukunda sözleşmeden doğan alacaklar bakımından temel düzenleme, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda yer alır. Kanunun 146. maddesine göre, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Bununla birlikte, 147. maddede bazı alacaklar için beş yıllık zamanaşımı öngörülmüştür.

Örneğin belirli dönemlerde ödenmesi gereken faizler, ücretler, kira bedelleri ve kanunda sayılan bazı diğer alacaklar bakımından beş yıllık süre gündeme gelebilir. Ancak her sözleşme uyuşmazlığının otomatik olarak on veya beş yıllık süreye tabi olduğu söylenemez. Sözleşmenin türü, talep edilen alacağın niteliği ve varsa özel kanun hükümleri ayrıca incelenmelidir.

Bir başka önemli ayrıntı da zamanaşımının hakkın tamamen ortadan kalkmasıyla aynı anlama gelmemesidir. Türk hukukunda zamanaşımı kural olarak borcu kendiliğinden sona erdirmez; borçluya, gerekli koşullarda zamanaşımı def'inde bulunma imkânı verir. Mahkeme de genel olarak zamanaşımını kendiliğinden dikkate almaz; bunun ileri sürülmesi gerekir.

Bu ayrım, özellikle yıllar önce yapılmış sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıklarda büyük önem taşır.

2. Sözleşme Zamanaşımı Ne Zaman Başlar?

Konunun en kritik noktası burasıdır. Türk Borçlar Kanunu'nun 149. maddesi uyarınca zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, alacağın talep edilebilir hâle gelmesini ifade eder.

Başka bir ifadeyle, sözleşmenin imzalandığı tarih ile zamanaşımının başladığı tarih her zaman aynı değildir.

Örneğin 15 Ocak 2026 tarihinde bir hizmet sözleşmesi imzaladığınızı, sözleşmeye göre ödemenin 15 Nisan 2026 tarihinde yapılacağını varsayalım. Alacağın muaccel olduğu tarih ve sözleşmedeki diğer koşullar dikkate alındığında, zamanaşımının başlangıcı kural olarak ödeme yükümlülüğünün talep edilebilir hâle geldiği tarihle ilişkilidir. Somut olayda vade, ifa koşulları ve uygulanacak özel hükümler ayrıca değerlendirilmelidir.

Peki, sözleşmede ödeme tarihi açıkça belirtilmemişse ne olur? Böyle durumlarda borcun ne zaman talep edilebilir hâle geldiği, sözleşmenin içeriğine ve ilgili yasal hükümlere göre belirlenir. Borcun ifası için ihtar veya başka bir işlem gerekip gerekmediği de önem taşıyabilir.

Ayrıca bazı sözleşmelerde borç, tek seferde değil, taksitler hâlinde ödenir. Her taksidin ayrı bir vadesi varsa her bir alacak bakımından zamanaşımının başlangıcı farklı tarihlere denk gelebilir.

Dolayısıyla bir alacağın zamanaşımını hesaplamak için yalnızca sözleşmenin tarihine bakmak yeterli değildir. Şu soruların yanıtlanması gerekir:

- Sözleşmeden doğan alacak tam olarak nedir?

- Alacak hangi tarihte muaccel olmuştur?

- Ödeme veya ifa için özel bir vade belirlenmiş midir?

- Sözleşmeye özel bir zamanaşımı hükmü uygulanıyor mu?

- Zamanaşımını durduran veya kesen bir olay gerçekleşmiş midir?

Bu soruların yanıtları, aynı tarihte imzalanmış iki farklı sözleşme için bile farklı sonuçlara ulaşılmasını sağlayabilir.

3. Zamanaşımı Her Sözleşmede Aynı Sürede mi Doluyor?

Hayır. Sözleşme türüne göre değişen süreler, uygulamada en çok hata yapılan konulardan biridir.

Genel çerçevede Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi on yıllık zamanaşımını düzenlerken, 147. madde belirli alacaklar için beş yıllık süre öngörür. Bu nedenle sözleşmenin adından çok, talep edilen alacağın hangi hukuki kategoriye girdiği önemlidir. mevzuat.net+1

Günlük hayattan birkaç örnek üzerinden ilerleyelim:

- Kira alacakları: Ödenmeyen kira bedelleri bakımından genel olarak beş yıllık zamanaşımı gündeme gelir. Her kira dönemi için vade ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

- Hizmet sözleşmeleri: Hizmetin türüne, alacağın ücret veya başka bir alacak olmasına ve uygulanabilecek özel düzenlemelere göre farklı sonuçlar doğabilir.

- Eser sözleşmeleri: Yapım, tadilat ve benzeri işlerde Türk Borçlar Kanunu'nun 147. maddesindeki beş yıllık süre önem taşır. Ancak yüklenicinin ağır kusuruyla ilgili kanuni istisnalar ayrıca değerlendirilmelidir.

- Vekâlet sözleşmeleri: Kanunda belirtilen vekâlet ilişkisinden doğan alacaklarda beş yıllık süre gündeme gelebilir.

- Ticari sözleşmeler: Genel borçlar hukuku kurallarının yanında ticari işlemlere ilişkin özel hükümler de incelenmelidir.

Örneğin bir ev sahibinin üç ayrı aya ait kira alacağını tahsil etmek istediğini düşünelim. Burada bütün alacakların tek bir tarihte doğduğunu varsaymak doğru olmayabilir. Her bir kira bedelinin vadesi, ilgili zamanaşımı süresi ve varsa kesilme veya durma nedenleri ayrı ayrı incelenmelidir.

Bir de tüketici işlemleri, taşıma sözleşmeleri, sigorta ilişkileri ve iş hukuku kapsamında özel sürelerin bulunabileceğini unutmamak gerekir. Her uyuşmazlığa yalnızca Türk Borçlar Kanunu'nun genel on yıllık süresini uygulamak, önemli hak kayıplarına yol açabilir.

4. İhtarname Göndermek Zamanaşımını Durdurur mu?

Bu sorunun cevabı, alacağını güvence altına almak isteyenler için oldukça önemlidir. Alacaklılar bazen borçluya mesaj gönderdiklerinde, e-posta yazdıklarında veya noter aracılığıyla ihtarname yolladıklarında zamanaşımının durduğunu ya da yeniden başladığını düşünebilir.

Ancak alacak talebini bildirmek ile zamanaşımını kesmek aynı şey değildir.

Türk Borçlar Kanunu'nun 154. maddesi, zamanaşımının kesildiği durumları düzenler. Borçlunun borcu ikrar etmesi, belirli koşullarda kısmi ödeme yapması, alacaklının dava açması veya icra takibine başvurması bunlar arasında yer alır. Zamanaşımının kesilmesiyle yeni bir süre işlemeye başlar; bu sürenin uzunluğu ise kanundaki koşullara bağlıdır. mevzuat.net+1

Örneğin borçluya gönderilen bir ihtarname, tek başına her durumda zamanaşımını kesmez. Buna karşılık borçlunun borcu açıkça kabul etmesi veya bir kısmını ödemesi, olayın özelliklerine göre kesilme sonucunu doğurabilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, her mesajın veya ödemenin otomatik olarak borç ikrarı sayılmayacağıdır. Mesajın içeriği, ödemenin hangi borca ilişkin olduğu ve taraflar arasındaki iletişimin bütünü önemlidir.

Bu nedenle yalnızca yazışmalara güvenerek beklemek yerine, zamanaşımı süresi yaklaşan bir alacak için hukuki durumun zamanında değerlendirilmesi daha güvenli bir yaklaşımdır.

5. Zamanaşımını Durduran ve Kesen Hâller Arasındaki Fark

Bu iki kavram sıklıkla birbirine karıştırılıyor. Oysa hukuki sonuçları farklıdır.

Zamanaşımının durması, kanunda belirtilen bir neden devam ettiği sürece sürenin işlememesidir. Engel ortadan kalktığında süre, kanundaki koşullara göre işlemeye devam eder.

Zamanaşımının kesilmesi ise önceki sürenin hukuki etkisini ortadan kaldırarak yeni bir sürenin işlemeye başlamasına neden olur.

Türk Borçlar Kanunu'nun 153. maddesi durma nedenlerini, 154. maddesi ise kesilme nedenlerini düzenler. Örneğin kanunda sayılan bazı aile ve vesayet ilişkileri, alacaklı ile borçlu arasındaki özel hukuki bağlar nedeniyle zamanaşımının durmasına yol açabilir. Her olayda ilgili bentteki koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği incelenmelidir. mevzuat.net+1

Bir örnek düşünelim: Bir alacak için zamanaşımı süresi işlemeye başlamış olsun. Sonradan kanunda öngörülen bir durma nedeni ortaya çıkarsa, süre bu neden devam ettiği müddetçe işlemez. Ancak alacaklı dava açarak veya kanunun öngördüğü başka bir işlemle zamanaşımını keserse, bu kez yeni sürenin nasıl hesaplanacağı gündeme gelir.

Peki, bu ayrım neden bu kadar önemli? Çünkü zamanaşımının yanlış hesaplanması, bir alacağın hâlâ talep edilebilir olduğunu düşünen kişinin gerçekte süreyi kaçırmasına veya süresi dolmuş bir alacak konusunda yanlış beklentiye girmesine neden olabilir.

Forumda bu konuyu tartışırken şu soruyu da sorabiliriz: Sizce vatandaşların en çok zorlandığı nokta, zamanaşımının kaç yıl olduğunu bilmemek mi, yoksa başlangıç tarihini doğru belirleyememek mi?

6. Yargıtay Kararları Zamanaşımının Başlangıcı Hakkında Ne Söylüyor?

Kanun hükümlerini bilmek önemlidir ancak somut uyuşmazlıklarda yargı kararlarının nasıl bir yaklaşım benimsediğini incelemek de gerekir. Çünkü sözleşmede belirtilen vade, işin tamamlanması, kesin kabul işlemleri veya alacağın talep edilebilir hâle gelmesi gibi unsurlar, başlangıç tarihini doğrudan etkileyebilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/674 Esas ve 2020/955 Karar sayılı ilamında, zamanaşımının başlangıcı bakımından muacceliyet kavramı ele alınmıştır. Kararda, kural olarak alacaklının alacağını talep ve dava edebileceği hâle gelmesinin belirleyici olduğu açıklanmaktadır. Ücretsiz Karar Arama

Benzer şekilde, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2015/3148 Esas ve 2016/2129 Karar sayılı kararında, eser sözleşmesinden kaynaklanan bir alacakta kesin hesap onayının ve alacağın muacceliyetinin önemi değerlendirilmiştir. Bu karar, özellikle yapım işi ve kamu ihalesi gibi teknik sözleşmelerde başlangıç tarihinin yalnızca sözleşme imza tarihine bakılarak belirlenemeyeceğini göstermektedir. Ücretsiz Karar Arama

Buradan çıkarılabilecek temel sonuç şudur: Zamanaşımının başlangıcı, sözleşmenin genel başlığından ziyade alacağın niteliği ve somut olayda ne zaman talep edilebilir hâle geldiği üzerinden değerlendirilmelidir.

Elbette her Yargıtay kararının bütün sözleşmelere doğrudan uygulanması mümkün değildir. Kararın hangi sözleşme türüne ilişkin olduğu, olayların özellikleri ve ilgili mevzuat birlikte incelenmelidir.

7. Dijital Sözleşmeler Zamanaşımı Uygulamasını Nasıl Değiştirecek?

Geleceğe baktığımızda üzerinde durulması gereken konulardan biri, sözleşmelerin giderek dijital ortama taşınmasıdır. Bugün çevrim içi hizmet abonelikleri, elektronik ticaret, dijital danışmanlık, uzaktan çalışma ve yazılım lisansları birçok ticari ilişkinin temelini oluşturuyor.

Bu eğilimin önümüzdeki beş ila on yıl içinde sözleşme uyuşmazlıklarının belgelenme biçimini daha da değiştirmesi beklenebilir. Ancak bu, zamanaşımı sürelerinin kendiliğinden uzayacağı veya kısalacağı anlamına gelmez.

Dijital ortamın asıl etkisi, sözleşmenin ne zaman kurulduğunun, ödemenin hangi tarihte vadesinin geldiğinin ve borcun kabul edilip edilmediğinin daha kolay belgelenebilmesi olabilir.

Örneğin bir yazılım şirketi, müşterisine aylık hizmet sunuyor ve ödeme yapılmadığında otomatik bildirim gönderiyor olsun. Bu bildirimler, faturalar ve ödeme kayıtları uyuşmazlığın aydınlatılmasına yardımcı olabilir. Buna rağmen sistemin otomatik olarak gönderdiği bir mesaj, tek başına zamanaşımını kesen hukuki bir işlem olarak kabul edilemez.

Yapay zekâ destekli hukuk teknolojilerinin de sözleşmeleri analiz ederek vade tarihlerini belirlemesi, zamanaşımı takvimleri oluşturması ve yaklaşan süreler konusunda uyarı vermesi mümkün görünüyor. Bu, özellikle çok sayıda sözleşmeyle çalışan işletmeler için önemli bir avantaj sağlayabilir.

Bununla birlikte, otomatik sistemlerin hatalı tarih belirlemesi veya sözleşmedeki özel bir hükmü gözden kaçırması hâlinde yeni riskler de ortaya çıkacaktır. Gelecekte hukuk teknolojilerinin gelişmesi kadar, bu teknolojilerin insan denetimiyle nasıl kullanılacağı da önem kazanacaktır.

Sizce önümüzdeki yıllarda küçük işletmeler de yapay zekâ destekli sözleşme takip sistemlerini yaygın biçimde kullanabilecek mi? Yoksa maliyetler ve hukuki sorumluluk endişeleri bu dönüşümü yavaşlatacak mı?

8. Türkiye'de ve Dünyada Zamanaşımının Geleceği

Sözleşme zamanaşımı yalnızca Türkiye'ye özgü bir konu değil. Uluslararası ticarette farklı ülkelerin zamanaşımı süreleri, sözleşmeye uygulanacak hukuk ve uyuşmazlığın hangi mahkemede çözüleceği önemli sonuçlar doğurabiliyor.

Örneğin Türkiye'deki bir şirketin Avrupa'daki bir müşteriye hizmet verdiğini düşünelim. Sözleşmede yabancı hukuk seçilmişse veya uluslararası özel hukuk kuralları uygulanıyorsa, zamanaşımı değerlendirmesi yalnızca Türk Borçlar Kanunu'na bakılarak yapılamayabilir. Sözleşmenin niteliği, uygulanacak hukuk ve ilgili uluslararası düzenlemeler ayrıca incelenmelidir.

Küresel ticaretin dijitalleşmesiyle birlikte, önümüzdeki dönemde sınır ötesi sözleşmelerde sürelerin takibi daha fazla önem kazanacaktır. Bu öngörü, belirli bir kanun değişikliğinin kesinlikle gerçekleşeceği iddiasına değil, dijital ticaretin ve uluslararası hizmet ilişkilerinin genişlemesine dayanıyor.

Türkiye açısından ise küçük ve orta ölçekli işletmelerin alacaklarını zamanında takip edebilmesi önemli bir mesele olmaya devam edecek. Tahsilat gecikmeleri yaşayan işletmeler için zamanaşımının doğru hesaplanması, yalnızca hukuki bir tedbir değil, aynı zamanda finansal planlamanın da bir parçasıdır.

Öte yandan gelecekte tüketicilerin ve küçük işletmelerin hukuki bilgiye erişiminin kolaylaşması, sözleşme uyuşmazlıklarının daha erken fark edilmesine yardımcı olabilir. Ancak dijital bilgiye erişimin artması, her kullanıcının doğru hukuki sonuca ulaşacağı anlamına gelmez. Özellikle standart internet açıklamaları, somut sözleşmenin özel koşullarını her zaman karşılamaz.

9. Geleceğe Yönelik Tahminlerde Strateji ve İnsan Odaklı Yaklaşım

Sözleşme zamanaşımını gelecekte nasıl yöneteceğimiz konusunda farklı bakış açılarını değerlendirmek yararlı olabilir. Burada kadınların veya erkeklerin doğuştan belirli bir düşünme biçimine sahip olduğunu varsaymak doğru olmaz. Stratejik yaklaşım, toplumsal etkileri gözetmek ve insan odaklı karar vermek her cinsiyetten kişinin benimseyebileceği tutumlardır.

Stratejik açıdan bakan bir işletme yöneticisi, zamanaşımı riskini sözleşme imzalanırken değerlendirebilir. Ödeme vadelerini açıkça belirlemek, borç ve alacak kayıtlarını düzenli tutmak, sözleşme yenilemelerini izlemek ve gerekli hukuki işlemleri zamanında planlamak, ileride oluşabilecek zararları azaltabilir.

İnsan odaklı yaklaşım ise aynı hukuki sorunun taraflar üzerindeki etkilerini de hesaba katar. Örneğin ücretini alamayan bir serbest çalışan için geciken ödeme, yalnızca muhasebe kaydı değildir; kira, eğitim ve temel yaşam giderlerini etkileyebilir. Küçük bir işletme için tahsil edilemeyen alacak, çalışanların ücretlerinin ödenmesini dahi zorlaştırabilir.

Bu iki yaklaşım birbirinin alternatifi değildir. Stratejik planlama, insan odaklı değerlendirmelerle birleştiğinde daha sürdürülebilir bir sözleşme yönetimi ortaya çıkabilir.

Gelecekte sözleşme hazırlayan kişilerin yalnızca hukuki geçerliliğe değil, ödeme koşullarının anlaşılır olmasına, uyuşmazlık çözüm yollarına ve tarafların yükümlülüklerini kolayca takip edebilmesine de önem vereceğini öngörüyorum. Bu, kesinleşmiş bir gelecek senaryosu değil; sözleşmelerin dijitalleşmesi ve hukuki risklerin daha sistematik yönetilmesi eğilimlerinden hareketle yapılmış bir değerlendirmedir.

10. Sözleşme Zamanaşımı Konusunda Bugünden Alınabilecek Önlemler

Gelecekteki hukuki ve teknolojik gelişmeleri beklemeden bugün yapılabilecek bazı işlemler var.

- Sözleşmeleri düzenli saklayın. İmzalı belgeler, ek protokoller, faturalar ve teslim tutanakları uyuşmazlığın değerlendirilmesinde önem taşıyabilir.

- Vade tarihlerini ayrı ayrı kaydedin. Özellikle taksitli ödemelerde veya aylık hizmet ilişkilerinde her alacağın tarihini izleyin.

- Yazışmaları koruyun. E-posta, mesaj ve ödeme kayıtları, borcun içeriği veya tarafların açıklamaları bakımından delil olabilir. Ancak bunların hukuki etkisi somut olaya göre değerlendirilmelidir.

- İhtarnameyi tek başına yeterli görmeyin. Zamanaşımının kesilip kesilmediğini ayrıca kontrol edin.

- Özel zamanaşımı sürelerini araştırın. Genel on yıllık süreye güvenmeden önce sözleşme türünü ve uygulanabilecek özel hükümleri belirleyin.

- Süre dolmadan hukuki değerlendirme alın. Özellikle yüksek tutarlı alacaklarda veya başlangıç tarihi tartışmalıysa profesyonel destek önemlidir.

Türk Borçlar Kanunu'nun 148. maddesi ayrıca, bu bölümde belirlenen zamanaşımı sürelerinin sözleşmeyle değiştirilemeyeceğini düzenler. Dolayısıyla tarafların sözleşmeye istedikleri herhangi bir zamanaşımı süresini yazmaları her zaman geçerli bir sonuç doğurmaz. mevzuat.net

Bu adımların hiçbiri her uyuşmazlıkta aynı sonucu garanti etmez. Amaç, hakların zamanında değerlendirilmesini ve önemli belgelerin kaybolmamasını sağlamaktır.

11. Sonuç: Zamanaşımında En Önemli Tarih Hangisi?

Sözleşme zamanaşımının başlangıcını belirleyen temel ölçüt, kural olarak sözleşmenin imzalandığı tarih değil, alacağın muaccel olduğu tarihtir. Bunun yanında uygulanacak zamanaşımı süresi, sözleşmenin türüne, alacağın niteliğine ve varsa özel kanuni düzenlemelere göre değişebilir.

Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi genel olarak on yıllık süreyi, 147. maddesi ise belirli alacaklar bakımından beş yıllık süreyi öngörür. Zamanaşımının durması ve kesilmesi de farklı hukuki sonuçlar doğurur. Bu nedenle yalnızca kaç yıllık süre bulunduğunu bilmek yeterli değildir; başlangıç tarihinin ve sonradan gerçekleşen olayların da doğru değerlendirilmesi gerekir.

Gelecekte dijital sözleşmelerin, otomatik hatırlatmaların ve yapay zekâ destekli hukuk araçlarının bu süreci daha düzenli hâle getirmesi beklenebilir. Ancak teknolojinin gelişmesi, hukuki değerlendirme ihtiyacını ortadan kaldırmayacaktır. Özellikle uluslararası işlemlerde ve özel kanunlara tabi sözleşmelerde dikkatli inceleme önemini koruyacaktır.

Forumda tartışmayı şu sorularla sürdürelim:

- Sizce sözleşmelerde zamanaşımı başlangıç tarihinin açıkça belirtilmesi, uyuşmazlıkları azaltır mı?

- Yapay zekâ destekli sistemler, zamanaşımı nedeniyle hak kaybını önlemede ne kadar etkili olabilir?

- Türkiye'de küçük işletmelerin alacaklarını zamanında tahsil edebilmesi için hangi hukuki veya teknolojik düzenlemeler yararlı olur?

- Sizce gelecekte dijital kayıtlar, sözleşme uyuşmazlıklarında kâğıt belgelerden daha belirleyici hâle gelecek mi?

Bu yazı, mevzuat ve belirtilen yargı kararları temelinde hazırlanmış genel bilgilendirme niteliğindedir. Yazarın kişisel bir dava deneyimine dayandığı iddia edilmemektedir. Somut bir alacakta zamanaşımı hesabı yapılırken yürürlükteki mevzuatın, sözleşmenin ve ilgili belgelerin birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Başvurulan kaynaklar

1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, özellikle m. 146–156.

2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2017/674 E., 2020/955 K.

3. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 2015/3148 E., 2016/2129 K.

Mevzuat metnine ve ilgili karar özetlerine yukarıdaki kaynak bağlantılarından ulaşılabilir.