Ela
New member
Payanda Yapmak Ne Demek? Bir Mahalle Hikâyesinin İçinden Geçen Eski Bir Kelime
Geçenlerde mahalledeki eski bir binanın önünden geçerken duvara yaslanmış kalın bir tahta gördüm. İlk bakışta sıradan bir inşaat malzemesi gibi geldi. Sonra yanımdaki yaşlı komşumuz Cemal Amca, tahtayı gösterip, “O payanda,” dedi. Ardından gülümseyerek ekledi:
“Bazen duvarı ayakta tutar, bazen de insanı.”
İşte o cümle aklımda kaldı.
Çünkü “payanda yapmak” sözünü daha önce defalarca duymuş olmama rağmen, günlük konuşmalarda mecaz anlamıyla kullandığımız bu kelimenin arkasında böylesine somut bir hikâye olduğunu o gün fark ettim.
Siz de “Birine payanda olmak” sözünü duyduğunuzda ne anlıyorsunuz? Destek olmak mı, birinin arkasında durmak mı, yoksa kendi başına ayakta duramayan bir şeyi geçici olarak taşımak mı?
Bizim mahallede yaşanan küçük bir olay, bu kelimenin anlamını benim için bambaşka bir yere taşıdı.
Eski Bina, Eski Kelime, Eski Bir Mahalle
Mahallenin en eski binalarından biri üç katlı, sarı boyalı bir yapıydı. Alt katında yıllarca bakkal işletilmiş, üst katlarında farklı aileler yaşamıştı.
Binanın sahibi Hasan Bey, emekli bir marangozdu. Yetmişine yaklaşmış olmasına rağmen hâlâ elinden alet çantası düşmezdi. Bir şey bozulduğunda önce ustayı çağırmak yerine kendisi bakardı.
Bir sabah binanın yan duvarında çatlak fark edildi.
Hasan Bey hemen ölçü aletlerini çıkardı. Çatlağın genişliğini ölçtü, duvarın hangi noktada yük taşıdığını anlamaya çalıştı. Sonra:
“Buna bir payanda yapmak lazım,” dedi.
Yanında duran oğlu Murat, babasına bakıp:
“Geçici mi olacak?” diye sordu.
“Önce geçici. Ama asıl meseleyi de araştıracağız.”
Murat'ın yaklaşımı babasına benziyordu. Olayı parçalara ayırıyor, neden-sonuç ilişkisi kuruyor, “Şimdi ne yapabiliriz?” sorusuna cevap arıyordu.
Fakat binanın üst katında yaşayan Zeynep Hanım meseleyi farklı bir yerden ele aldı.
“Tamam, duvar önemli,” dedi. “Ama üst kattaki yaşlı komşuların korkusunu da düşünelim. İnsanlar gece uyuyamıyor.”
İşte burada ilginç bir şey oldu.
Murat çatlağı bir mühendislik problemi olarak görüyordu. Zeynep ise aynı olayın insanlar üzerindeki etkisini düşünüyordu.
İkisi de haklıydı.
Çünkü bir yapıyı ayakta tutmak yalnızca tahtayı doğru yere yerleştirmekten ibaret değildi.
Payanda Yapmak Kelime Olarak Ne Anlama Gelir?
“Payanda yapmak” en temel anlamıyla, bir yapıyı desteklemek, çökmemesi veya devrilmemesi için yanına destek koymak demektir.
Özellikle eski yapılarda, duvarların veya taşıyıcı unsurların dayanıklılığını artırmak amacıyla kullanılan eğik desteklere “payanda” denir.
Fakat Türkçede kelimenin çok daha ilginç bir ikinci hayatı vardır.
Bir insan için “Ona payanda oldu” dediğimizde artık ortada tahta, duvar veya bina yoktur. Buradaki anlam mecazidir.
Bir kişiye destek olmak, zor zamanında yanında bulunmak, onun ayakta kalmasına yardımcı olmak anlamına gelir.
Örneğin:
“Babası hastalandığında ailesine payanda oldu.”
Buradaki “payanda”, fiziksel bir destek değil; manevi, maddi veya sosyal destek sağlayan kişi anlamındadır.
Ancak bu noktada küçük ama önemli bir ayrım var.
Birine payanda olmak, onun yerine hayatı yaşamak değildir.
Sağlam bir payanda yapının bütün yükünü sonsuza kadar taşımaz. Yapının ayakta kalmasına yardımcı olur.
Bu ayrım bence kelimenin mecaz anlamını anlamak açısından oldukça değerlidir.
Hasan Usta'nın Payandası
Hasan Bey ertesi gün marangozhanesinden iki kalın ahşap parça getirdi.
Tahtaları ölçtü, kesim yerlerini işaretledi ve duvarın dış tarafında uygun noktaları belirledi.
Murat hemen:
“Baba, önce uzman çağıralım. Bu iş sadece göz kararıyla yapılmaz,” dedi.
Hasan Bey başını salladı.
“Doğru söylüyorsun.”
Bu cevap Murat'ı şaşırttı.
Çünkü Hasan Bey'in eski kuşağında “Ben bilirim” tavrı oldukça yaygındı. Fakat yıllar içinde şunu öğrenmişti: Tecrübe değerlidir ama her tecrübenin sınırı vardır.
“Ben marangozum,” dedi. “Binanın ne kadar yük taşıdığını hesaplayacak kişi değilim.”
Birkaç saat sonra bir inşaat mühendisi geldi ve binayı inceledi.
Burada hikâyenin en önemli kısmı ortaya çıktı.
Payanda gerçekten gerekliydi fakat asıl sorun yalnızca çatlak değildi. Binanın drenajında ve bazı bağlantı noktalarında da problemler vardı.
Yani payanda, sorunu çözmekten çok sorunun büyümesini engelleyen ilk müdahaleydi.
Bu bana insanların hayatındaki bazı destekleri düşündürdü.
Bazen bir arkadaşınıza para verirsiniz.
Bazen onu dinlersiniz.
Bazen iş bulmasına yardımcı olursunuz.
Bazen yalnızca “Ben buradayım” dersiniz.
Bunların hepsi bir tür payanda olabilir.
Ama asıl sorunu çözmek için başka adımlar da gerekebilir.
Zeynep Hanım'ın Fark Ettiği Şey
Zeynep Hanım o akşam bütün apartman sakinlerini kapının önünde topladı.
Murat teknik raporu anlattı.
“Şu bölüm desteklenecek. Daha sonra esas onarım yapılacak. O zamana kadar dikkat etmemiz gereken noktalar bunlar.”
Herkes dinledi.
Sonra Zeynep Hanım söz aldı:
“Peki yalnız yaşayan Ayşe Teyze ne yapacak? Merdivenlerden korkuyor. Market alışverişini kim yapacak?”
Murat bir an sustu.
Ardından telefonunu çıkardı.
“Ben haftada iki kez alışveriş yapabilirim.”
Başka bir komşu:
“Ben de ilaçlarını alırım.”
Bir başkası:
“Akşamları uğrarım.”
Bir anda teknik bir problem, mahalle dayanışmasına dönüşmüştü.
Geçenlerde mahalledeki eski bir binanın önünden geçerken duvara yaslanmış kalın bir tahta gördüm. İlk bakışta sıradan bir inşaat malzemesi gibi geldi. Sonra yanımdaki yaşlı komşumuz Cemal Amca, tahtayı gösterip, “O payanda,” dedi. Ardından gülümseyerek ekledi:
“Bazen duvarı ayakta tutar, bazen de insanı.”
İşte o cümle aklımda kaldı.
Çünkü “payanda yapmak” sözünü daha önce defalarca duymuş olmama rağmen, günlük konuşmalarda mecaz anlamıyla kullandığımız bu kelimenin arkasında böylesine somut bir hikâye olduğunu o gün fark ettim.
Siz de “Birine payanda olmak” sözünü duyduğunuzda ne anlıyorsunuz? Destek olmak mı, birinin arkasında durmak mı, yoksa kendi başına ayakta duramayan bir şeyi geçici olarak taşımak mı?
Bizim mahallede yaşanan küçük bir olay, bu kelimenin anlamını benim için bambaşka bir yere taşıdı.
Eski Bina, Eski Kelime, Eski Bir Mahalle
Mahallenin en eski binalarından biri üç katlı, sarı boyalı bir yapıydı. Alt katında yıllarca bakkal işletilmiş, üst katlarında farklı aileler yaşamıştı.
Binanın sahibi Hasan Bey, emekli bir marangozdu. Yetmişine yaklaşmış olmasına rağmen hâlâ elinden alet çantası düşmezdi. Bir şey bozulduğunda önce ustayı çağırmak yerine kendisi bakardı.
Bir sabah binanın yan duvarında çatlak fark edildi.
Hasan Bey hemen ölçü aletlerini çıkardı. Çatlağın genişliğini ölçtü, duvarın hangi noktada yük taşıdığını anlamaya çalıştı. Sonra:
“Buna bir payanda yapmak lazım,” dedi.
Yanında duran oğlu Murat, babasına bakıp:
“Geçici mi olacak?” diye sordu.
“Önce geçici. Ama asıl meseleyi de araştıracağız.”
Murat'ın yaklaşımı babasına benziyordu. Olayı parçalara ayırıyor, neden-sonuç ilişkisi kuruyor, “Şimdi ne yapabiliriz?” sorusuna cevap arıyordu.
Fakat binanın üst katında yaşayan Zeynep Hanım meseleyi farklı bir yerden ele aldı.
“Tamam, duvar önemli,” dedi. “Ama üst kattaki yaşlı komşuların korkusunu da düşünelim. İnsanlar gece uyuyamıyor.”
İşte burada ilginç bir şey oldu.
Murat çatlağı bir mühendislik problemi olarak görüyordu. Zeynep ise aynı olayın insanlar üzerindeki etkisini düşünüyordu.
İkisi de haklıydı.
Çünkü bir yapıyı ayakta tutmak yalnızca tahtayı doğru yere yerleştirmekten ibaret değildi.
Payanda Yapmak Kelime Olarak Ne Anlama Gelir?
“Payanda yapmak” en temel anlamıyla, bir yapıyı desteklemek, çökmemesi veya devrilmemesi için yanına destek koymak demektir.
Özellikle eski yapılarda, duvarların veya taşıyıcı unsurların dayanıklılığını artırmak amacıyla kullanılan eğik desteklere “payanda” denir.
Fakat Türkçede kelimenin çok daha ilginç bir ikinci hayatı vardır.
Bir insan için “Ona payanda oldu” dediğimizde artık ortada tahta, duvar veya bina yoktur. Buradaki anlam mecazidir.
Bir kişiye destek olmak, zor zamanında yanında bulunmak, onun ayakta kalmasına yardımcı olmak anlamına gelir.
Örneğin:
“Babası hastalandığında ailesine payanda oldu.”
Buradaki “payanda”, fiziksel bir destek değil; manevi, maddi veya sosyal destek sağlayan kişi anlamındadır.
Ancak bu noktada küçük ama önemli bir ayrım var.
Birine payanda olmak, onun yerine hayatı yaşamak değildir.
Sağlam bir payanda yapının bütün yükünü sonsuza kadar taşımaz. Yapının ayakta kalmasına yardımcı olur.
Bu ayrım bence kelimenin mecaz anlamını anlamak açısından oldukça değerlidir.
Hasan Usta'nın Payandası
Hasan Bey ertesi gün marangozhanesinden iki kalın ahşap parça getirdi.
Tahtaları ölçtü, kesim yerlerini işaretledi ve duvarın dış tarafında uygun noktaları belirledi.
Murat hemen:
“Baba, önce uzman çağıralım. Bu iş sadece göz kararıyla yapılmaz,” dedi.
Hasan Bey başını salladı.
“Doğru söylüyorsun.”
Bu cevap Murat'ı şaşırttı.
Çünkü Hasan Bey'in eski kuşağında “Ben bilirim” tavrı oldukça yaygındı. Fakat yıllar içinde şunu öğrenmişti: Tecrübe değerlidir ama her tecrübenin sınırı vardır.
“Ben marangozum,” dedi. “Binanın ne kadar yük taşıdığını hesaplayacak kişi değilim.”
Birkaç saat sonra bir inşaat mühendisi geldi ve binayı inceledi.
Burada hikâyenin en önemli kısmı ortaya çıktı.
Payanda gerçekten gerekliydi fakat asıl sorun yalnızca çatlak değildi. Binanın drenajında ve bazı bağlantı noktalarında da problemler vardı.
Yani payanda, sorunu çözmekten çok sorunun büyümesini engelleyen ilk müdahaleydi.
Bu bana insanların hayatındaki bazı destekleri düşündürdü.
Bazen bir arkadaşınıza para verirsiniz.
Bazen onu dinlersiniz.
Bazen iş bulmasına yardımcı olursunuz.
Bazen yalnızca “Ben buradayım” dersiniz.
Bunların hepsi bir tür payanda olabilir.
Ama asıl sorunu çözmek için başka adımlar da gerekebilir.
Zeynep Hanım'ın Fark Ettiği Şey
Zeynep Hanım o akşam bütün apartman sakinlerini kapının önünde topladı.
Murat teknik raporu anlattı.
“Şu bölüm desteklenecek. Daha sonra esas onarım yapılacak. O zamana kadar dikkat etmemiz gereken noktalar bunlar.”
Herkes dinledi.
Sonra Zeynep Hanım söz aldı:
“Peki yalnız yaşayan Ayşe Teyze ne yapacak? Merdivenlerden korkuyor. Market alışverişini kim yapacak?”
Murat bir an sustu.
Ardından telefonunu çıkardı.
“Ben haftada iki kez alışveriş yapabilirim.”
Başka bir komşu:
“Ben de ilaçlarını alırım.”
Bir başkası:
“Akşamları uğrarım.”
Bir anda teknik bir problem, mahalle dayanışmasına dönüşmüştü.