Ela
New member
Kaygı Bozukluğu Panik Atak mı? İkisi Aynı Şey Değil, Ama Birbirine Komşu
Kaygı Bozukluğu Panik Atak mı? Önce Şu “Beynim Neden Bunu Yapıyor?” Meselesini Konuşalım
Geçenlerde bir arkadaşım, “Benim beynim artık fazla mesaiye kaldı, üstelik fazla mesai ücreti de istemiyor” dedi. Hepimiz güldük ama cümlenin altında hiç de komik olmayan bir gerçek vardı: Sürekli bir şeyleri düşünmek, en kötü ihtimalleri hesaplamak, kalbin bir anda hızlanması, “Ya şimdi kötü bir şey olursa?” diye tetikte yaşamak insanı gerçekten yorabiliyor.
Sonra klasik soru geldi:
“Kaygı bozukluğu dediğimiz şey panik atak mı?”
Kısa cevap: Hayır, aynı şey değiller. Ama aralarında ciddi bir bağlantı olabilir.
Kaygı bozuklukları geniş bir şemsiye gibi düşünülebilir. Panik atak ise bu şemsiyenin altında görülebilen belirli bir durum veya belirti biçimidir. Üstelik tek bir panik atak yaşamak, otomatik olarak “panik bozukluğum var” anlamına da gelmez. National Institute of Mental Health (NIMH), panik atağı ani ve yoğun korku ya da rahatsızlık dalgası olarak tanımlarken, panik bozukluğunda tekrarlayan ve beklenmedik panik ataklara ek olarak yeni atak yaşama konusunda sürekli kaygı veya davranış değişiklikleri bulunabildiğini belirtiyor.
Yani beynin alarm sistemi bir kez yanlışlıkla çalabilir. Asıl mesele, alarmın sürekli nöbet tutmaya başlamasıdır.
Panik Atak Tam Olarak Nasıl Bir Şey?
Panik atağı yaşayan birinin yaşadığı şey dışarıdan bakıldığında bazen “Biraz heyecanlandı” gibi görünebilir. Oysa kişinin içinde yaşadığı deneyim bundan çok daha yoğun olabilir.
Kalp hızlanabilir, terleme başlayabilir, titreme görülebilir, nefes almak zorlaşabilir, baş dönmesi veya uyuşma hissedilebilir. Göğüste ağrı veya mide rahatsızlığı da yaşanabilir. Bunlara yoğun korku, kontrolü kaybetme hissi veya kötü bir şey olacak düşüncesi eşlik edebilir.
İşin ironik tarafı şu: Beden aslında tehlikeye karşı hazırlanıyor olabilir ama ortada kaçılacak bir kaplan yoktur.
Sadece beynin alarm sistemi “KAPLAN!” diye bağırıyordur.
Kişi de doğal olarak kalp atışını hissedip “Kalbim neden böyle atıyor?” diye düşünür. Bu düşünce korkuyu artırır. Korku bedensel belirtileri artırır. Belirtiler daha fazla korkutur.
Ve böylece küçük bir kıvılcım, zihinsel bir yangın alarmına dönüşebilir.
Panik atağın birkaç dakika içinde çok yoğunlaşması mümkündür. Bazı ataklar daha uzun sürebilir. Ancak önemli bir ayrım var: Panik atak ile panik bozukluğu aynı kavram değildir. Tek başına bir panik atak yaşamak bir kişinin mutlaka panik bozukluğu olduğu anlamına gelmez.
Peki Kaygı Bozukluğu Nerede Devreye Giriyor?
Kaygıyı biraz farklı düşünmek gerekiyor.
Panik atakta sanki yangın alarmı bir anda çalar.
Yaygın kaygı bozukluğunda ise alarm sistemi sanki “Bugün de birkaç ihtimali değerlendirelim” diyerek sabah mesaisine başlar ve akşam çıkmayı unutabilir.
Yaygın kaygı bozukluğunda kişi sağlık, para, iş, aile, gelecek, sorumluluklar veya gündelik meseleler hakkında aşırı ve kontrol edilmesi zor kaygılar yaşayabilir. Kaygı uzun süre devam edebilir ve kişinin günlük yaşamını etkileyebilir. NIMH'ye göre yaygın kaygı bozukluğunda kaygı ve endişenin çoğu gün, en az altı ay boyunca kontrol edilmesinin zor olması ve buna huzursuzluk, yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, irritabilite, kas gerginliği veya uyku problemleri gibi belirtilerin eşlik etmesi tanı değerlendirmesinde önemlidir.
Buradaki kritik kelime süreklilik.
Panik atak daha çok “Şu anda bir şey oluyor!” duygusuyla gelebilirken, sürekli kaygı “Ya ileride bir şey olursa?” düşüncesiyle beslenebilir.
Elbette bu ikisi birbirinden tamamen izole değildir. Kaygı yaşayan bir kişi panik atak da yaşayabilir. Panik atak yaşayan biri de sonraki atağın ne zaman geleceği konusunda kaygılanabilir.
Forumun Erkekler Masası: “Tamam, Sorun Nerede?”
Burada cinsiyet üzerinden klişe üretmek istemiyorum. Her erkek çözüm odaklı değildir, her kadın da yalnızca duygusal destek aramaz. İnsan dediğimiz varlık zaten tek satırlık kullanım kılavuzuyla gelmiyor.
Ama forum ortamında sık rastlanan bir yaklaşımı örnekleyebiliriz.
Mesela Murat şöyle düşünebilir:
“Kalbim hızlanıyor. Ne zaman oluyor? Kahve içince mi? Uykusuzken mi? Toplantı öncesinde mi? Önce bunu takip edelim. Sonra doktora gidelim. Gerekirse terapiye başlayalım.”
Bu yaklaşımın güzel tarafı, problemi somutlaştırmasıdır.
Kaygıyı ölçmek, tetikleyicileri fark etmek, belirtilerin ne zaman ortaya çıktığını not etmek ve profesyonel destek almak kişiye kontrol hissi verebilir.
Ama Murat'ın şu noktaya dikkat etmesi gerekir:
“Ben bunu çözmeliyim” düşüncesi, bazen “Bunu hemen çözmezsem başarısızım” baskısına dönüşebilir.
Kaygı her zaman vida gevşetip sıkmak gibi bir problem değildir.
Bazen çözüm planı gerekir.
Bazen de insanın “Şu anda zorlanıyorum” diyebilmesine izin vermesi gerekir.
Forumun Kadınlar Masası: “Önce Bir Anlat Bakalım”
Örneğin Elif, arkadaşı Murat'a “Ne zaman başladı, o sırada ne hissediyorsun, seni en çok ne korkutuyor?” diye sorabilir.
Bu yaklaşımın gücü, deneyimi küçümsememesidir.
Ama yine aynı uyarı burada da geçerli: Kadınların otomatik olarak empatik, erkeklerin otomatik olarak çözümcü olduğunu varsaymak doğru olmaz. Bu özellikler kişiden kişiye değişir. Hatta aynı insan bile bir gün “Bana çözüm lazım” derken başka bir gün yalnızca dinlenmek isteyebilir.
Bence daha ilginç soru şu:
Bir insana yardım ederken onun cinsiyetinden çok o anda neye ihtiyaç duyduğunu sormak daha mantıklı değil mi?
“Bunu çözmek için beraber plan mı yapalım, yoksa sadece seni dinlememi mi istersin?”
Bazen en iyi destek cümlesi budur.
Çünkü kaygı yaşayan kişinin ihtiyacı her zaman tavsiye olmayabilir.
Bazen “Abartıyorsun” denilmemesidir.
Bazen “Ben buradayım” cümlesidir.
Bazen de gerçekten bir psikiyatrist veya psikologdan profesyonel yardım alma konusunda cesaretlendirilmesidir.
Kaygı Bozukluğu ile Panik Atağı Ayırmanın Küçük Haritası
Kabaca şöyle düşünebiliriz:
Panik atak:
Ani ve yoğun korku veya rahatsızlık dalgası ön plandadır. Kalp çarpıntısı, terleme, titreme, nefes darlığı, baş dönmesi, göğüs veya mide rahatsızlığı gibi fiziksel belirtiler eşlik edebilir.
Panik bozukluğu:
Tek bir panik ataktan daha fazlasıdır. Tekrarlayan ve beklenmedik panik ataklar ile birlikte gelecekte yeniden atak yaşama konusunda sürekli kaygı veya yaşamı değiştiren kaçınma davranışları görülebilir.
Yaygın kaygı bozukluğu:
Çok çeşitli gündelik konular hakkında uzun süreli, aşırı ve kontrol edilmesi zor endişe ön plandadır. Uyku, konsantrasyon, kas gerginliği ve huzursuzluk gibi belirtiler eşlik edebilir.
Dolayısıyla “Kaygı bozukluğu panik atak mıdır?” sorusuna verilecek en doğru cevap:
Hayır. Ancak panik ataklar bazı kaygı bozukluklarının parçası olabilir.
“Ben Hangisini Yaşıyorum?” Sorusu Neden İnternetten Çözülmemeli?
Burada internetin meşhur tuzağına dikkat etmek gerekiyor.
Bir belirti yazıyoruz:
“Kalbim hızlı atıyor.”
Arama motoru:
“Stres olabilir.”
İkinci sonuç:
“Panik atak olabilir.”
Üçüncü sonuç:
“Kalp hastalığı olabilir.”
Dördüncü sonuç:
“Salı günü Mars'ın açısı…”
Ve insan beş dakika sonra kendisini hem psikiyatri hem kardiyoloji hem de astronomi forumunda buluyor.
Şaka bir yana, çarpıntı, göğüs ağrısı, nefes darlığı veya baş dönmesi gibi belirtiler yalnızca kaygıyla açıklanamayabilir. NIMH de panik bozukluğu değerlendirilirken fiziksel bir sorunun belirtilere neden olup olmadığının değerlendirilmesinin önemli olduğunu belirtiyor.
Bu nedenle özellikle ilk kez ortaya çıkan, şiddetli veya alışılmadık fiziksel belirtileri otomatik olarak “panik atak” diye etiketlemek doğru değildir.
Kişinin ne yaşadığını anlamanın yolu yalnızca bir belirti listesine bakmak değil; belirtilerin ne zaman başladığı, ne kadar sürdüğü, ne sıklıkta olduğu, hangi durumlarda ortaya çıktığı ve günlük yaşamı nasıl etkilediği gibi ayrıntıları değerlendirmektir.
Panik Ataktan Sonra Asıl Kaygı Başlayabilir mi?
Bence konunun en düşündürücü taraflarından biri burası.
Diyelim ki bir kişi ilk kez panik atak yaşadı.
Sonra kendine şunu sormaya başladı:
“Ya tekrar olursa?”
Bir süre sonra metroya binmekten çekindi.
Sonra kalabalık yerlere gitmemeye başladı.
Ardından yalnız kalmak istemedi.
Sonra çantasında sürekli su, ilaç, telefon, yedek telefon, şarj aleti ve neredeyse küçük bir acil durum çantası taşımaya başladı.
Bir noktadan sonra sorun yalnızca panik atağın kendisi değildir.
Panik yaşama korkusu da hayatı yönetmeye başlamıştır.
NIMH, panik bozukluğunda gelecekte yeni bir atak yaşama korkusunun ve bu korkuya bağlı davranış değişikliklerinin önemli olduğunu belirtiyor.
Burada kendimize şu soruyu sormak ilginç olabilir:
“Beni gerçekten korkutan şey panik atağın kendisi mi, yoksa bir daha ne zaman geleceğini bilememek mi?”
Bu ayrım, kişinin yaşadığı deneyimi anlamasında önemli olabilir.
Peki Tedavi Edilebilir mi?
Evet, kaygı bozuklukları ve panik bozukluğu için etkili tedavi seçenekleri bulunmaktadır.
Tedavi kişiye ve tanıya göre değişebilir. Psikoterapi önemli seçeneklerden biridir. NIMH, yaygın kaygı bozukluğunda bilişsel davranışçı terapinin (BDT/CBT) iyi araştırılmış bir psikoterapi yaklaşımı olduğunu belirtiyor. İlaç tedavileri de bazı kişiler için doktor değerlendirmesiyle kullanılabilir; SSRI ve SNRI grubu ilaçlar kaygı belirtilerinin tedavisinde kullanılan seçenekler arasındadır.
Burada önemli nokta şu:
Bir arkadaşın kullandığı ilaç, sizin için otomatik olarak doğru ilaç değildir.
Aynı şekilde internette okunan bir nefes egzersizi, bitkisel ürün veya “bunu yapınca panik tamamen biter” iddiası profesyonel değerlendirme yerine geçmez.
Tedavide amaç yalnızca belirtileri susturmak değil, kişinin hayatını yeniden genişletebilmesine yardımcı olmaktır.
Forumda Deneyim Paylaşırken Nelere Dikkat Edelim?
Bence bu tür konularda forumların çok güçlü bir tarafı var: İnsan kendisini yalnız hissetmeyebilir.
“Ben de bunu yaşadım.”
“Bende de kalp çarpıntısı oluyordu.”
“Terapiye başladım.”
“Doktora gittim ve fiziksel nedenler araştırıldı.”
gibi paylaşımlar, kişinin yardım aramasını kolaylaştırabilir.
Ama forum deneyiminin sınırı da burada başlıyor.
Bir kişinin deneyimi, başka bir kişinin teşhisi değildir.
“Bende böyleydi, sende de kesin panik ataktır” demek yerine:
“Ben bunu yaşadım, bende böyle değerlendirilmişti; senin belirtilerin için bir uzmana danışman daha doğru olur.”
demek çok daha sağlıklı.
Çünkü psikolojik belirtiler kişiden kişiye değişebilir.
Birinin kaygısı iş performansı üzerinden ortaya çıkabilir.
Bir başkasında sağlık endişeleri ön plana çıkabilir.
Başka birinde ilişkiler, gelecek, maddi sorunlar veya belirsizlikler etkili olabilir.
Bir başkası ise hiçbir belirgin neden yokmuş gibi görünen panik ataklar yaşayabilir.
İnsan zihni Excel tablosu değildir. Neyse ki değildir; yoksa hayatımız “Kaygı!xlsx” dosyasından ibaret olurdu.
Kendimize Sorabileceğimiz Birkaç Soru
Son dönemde yaşadığım korku ani mi geliyor, yoksa gün boyunca düşük seviyede devam mı ediyor?
Belirtiler ortaya çıktığında en büyük korkum o anki fiziksel hisler mi, yoksa gelecekte tekrar yaşama ihtimali mi?
Kaygılarımı kontrol edebiliyor muyum, yoksa zihnim aynı konuların çevresinde sürekli dönüp duruyor mu?
Bu durum işe, okula, sosyal yaşantıma veya ilişkilerime müdahale ediyor mu?
Sırf kaygı yaşamamak için gitmediğim yerler, ertelediğim işler veya vazgeçtiğim planlar var mı?
Ve belki de en önemlisi:
Hayatımı ben mi yönetiyorum, yoksa kaygıyı yaşamamak için oluşturduğum kaçınmalar mı?
Bu sorular tanı koydurmaz. Fakat kişinin yaşadığı problemi daha anlaşılır hale getirmesine yardımcı olabilir.
Son Söz: Beynin Alarmını Susturmak Değil, Onu Anlamak
Kaygı bozukluğu ile panik atağı aynı şey olarak görmek, ikisini anlamayı zorlaştırabilir.
Panik atak, ani ve yoğun bir korku dalgası şeklinde ortaya çıkabilir. Panik bozukluğunda ise tekrarlayan beklenmedik ataklar ve bunların geleceğine yönelik sürekli kaygı veya kaçınma davranışları söz konusu olabilir. Yaygın kaygı bozukluğunda ise çok çeşitli yaşam alanları hakkında uzun süreli ve kontrol edilmesi zor endişe daha belirgin olabilir.
Ama bu kavramların hepsinin ortak bir tarafı var:
Kişinin hayatını etkilediklerinde ciddiye alınmaları gerekir.
Erkek olsun kadın olsun, içine kapanık olsun konuşkan olsun, çözüm listeleri hazırlayan biri olsun ya da önce sarılıp sonra konuşmayı tercih etsin; kaygı yaşayan kişinin yaşadığı deneyim gerçektir.
Bazen yapılacak ilk stratejik hamle bir belirtiyi Google'da 47 farklı şekilde aramak değil, profesyonel yardım almaktır.
Bazen en büyük cesaret “Ben bunu tek başıma çözemedim” diyebilmektir.
Ve bazen iyileşme, beynimize “Bir daha asla korkmayacaksın” demek değildir.
Daha gerçekçi hedef şudur:
“Korktuğunda ne yapacağını artık biliyorsun.”
Belki de asıl özgürlük, alarmın hiç çalmaması değil; alarm çaldığında hayatın kumandasını ona teslim etmemektir.
Başlık biçimini forum uyumlu hale getirTıbbi uyarıyı daha görünür yap
Başlık biçimini forum uyumlu hale getir
Tıbbi uyarıyı daha görünür yap
Kaynak atıflarını metne yeniden yerleştir
Kaygı Bozukluğu Panik Atak mı? Önce Şu “Beynim Neden Bunu Yapıyor?” Meselesini Konuşalım
Geçenlerde bir arkadaşım, “Benim beynim artık fazla mesaiye kaldı, üstelik fazla mesai ücreti de istemiyor” dedi. Hepimiz güldük ama cümlenin altında hiç de komik olmayan bir gerçek vardı: Sürekli bir şeyleri düşünmek, en kötü ihtimalleri hesaplamak, kalbin bir anda hızlanması, “Ya şimdi kötü bir şey olursa?” diye tetikte yaşamak insanı gerçekten yorabiliyor.
Sonra klasik soru geldi:
“Kaygı bozukluğu dediğimiz şey panik atak mı?”
Kısa cevap: Hayır, aynı şey değiller. Ama aralarında ciddi bir bağlantı olabilir.
Kaygı bozuklukları geniş bir şemsiye gibi düşünülebilir. Panik atak ise bu şemsiyenin altında görülebilen belirli bir durum veya belirti biçimidir. Üstelik tek bir panik atak yaşamak, otomatik olarak “panik bozukluğum var” anlamına da gelmez. National Institute of Mental Health (NIMH), panik atağı ani ve yoğun korku ya da rahatsızlık dalgası olarak tanımlarken, panik bozukluğunda tekrarlayan ve beklenmedik panik ataklara ek olarak yeni atak yaşama konusunda sürekli kaygı veya davranış değişiklikleri bulunabildiğini belirtiyor.
Yani beynin alarm sistemi bir kez yanlışlıkla çalabilir. Asıl mesele, alarmın sürekli nöbet tutmaya başlamasıdır.
Panik Atak Tam Olarak Nasıl Bir Şey?
Panik atağı yaşayan birinin yaşadığı şey dışarıdan bakıldığında bazen “Biraz heyecanlandı” gibi görünebilir. Oysa kişinin içinde yaşadığı deneyim bundan çok daha yoğun olabilir.
Kalp hızlanabilir, terleme başlayabilir, titreme görülebilir, nefes almak zorlaşabilir, baş dönmesi veya uyuşma hissedilebilir. Göğüste ağrı veya mide rahatsızlığı da yaşanabilir. Bunlara yoğun korku, kontrolü kaybetme hissi veya kötü bir şey olacak düşüncesi eşlik edebilir.
İşin ironik tarafı şu: Beden aslında tehlikeye karşı hazırlanıyor olabilir ama ortada kaçılacak bir kaplan yoktur.
Sadece beynin alarm sistemi “KAPLAN!” diye bağırıyordur.
Kişi de doğal olarak kalp atışını hissedip “Kalbim neden böyle atıyor?” diye düşünür. Bu düşünce korkuyu artırır. Korku bedensel belirtileri artırır. Belirtiler daha fazla korkutur.
Ve böylece küçük bir kıvılcım, zihinsel bir yangın alarmına dönüşebilir.
Panik atağın birkaç dakika içinde çok yoğunlaşması mümkündür. Bazı ataklar daha uzun sürebilir. Ancak önemli bir ayrım var: Panik atak ile panik bozukluğu aynı kavram değildir. Tek başına bir panik atak yaşamak bir kişinin mutlaka panik bozukluğu olduğu anlamına gelmez.
Peki Kaygı Bozukluğu Nerede Devreye Giriyor?
Kaygıyı biraz farklı düşünmek gerekiyor.
Panik atakta sanki yangın alarmı bir anda çalar.
Yaygın kaygı bozukluğunda ise alarm sistemi sanki “Bugün de birkaç ihtimali değerlendirelim” diyerek sabah mesaisine başlar ve akşam çıkmayı unutabilir.
Yaygın kaygı bozukluğunda kişi sağlık, para, iş, aile, gelecek, sorumluluklar veya gündelik meseleler hakkında aşırı ve kontrol edilmesi zor kaygılar yaşayabilir. Kaygı uzun süre devam edebilir ve kişinin günlük yaşamını etkileyebilir. NIMH'ye göre yaygın kaygı bozukluğunda kaygı ve endişenin çoğu gün, en az altı ay boyunca kontrol edilmesinin zor olması ve buna huzursuzluk, yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, irritabilite, kas gerginliği veya uyku problemleri gibi belirtilerin eşlik etmesi tanı değerlendirmesinde önemlidir.
Buradaki kritik kelime süreklilik.
Panik atak daha çok “Şu anda bir şey oluyor!” duygusuyla gelebilirken, sürekli kaygı “Ya ileride bir şey olursa?” düşüncesiyle beslenebilir.
Elbette bu ikisi birbirinden tamamen izole değildir. Kaygı yaşayan bir kişi panik atak da yaşayabilir. Panik atak yaşayan biri de sonraki atağın ne zaman geleceği konusunda kaygılanabilir.
Forumun Erkekler Masası: “Tamam, Sorun Nerede?”
Burada cinsiyet üzerinden klişe üretmek istemiyorum. Her erkek çözüm odaklı değildir, her kadın da yalnızca duygusal destek aramaz. İnsan dediğimiz varlık zaten tek satırlık kullanım kılavuzuyla gelmiyor.
Ama forum ortamında sık rastlanan bir yaklaşımı örnekleyebiliriz.
Mesela Murat şöyle düşünebilir:
“Kalbim hızlanıyor. Ne zaman oluyor? Kahve içince mi? Uykusuzken mi? Toplantı öncesinde mi? Önce bunu takip edelim. Sonra doktora gidelim. Gerekirse terapiye başlayalım.”
Bu yaklaşımın güzel tarafı, problemi somutlaştırmasıdır.
Kaygıyı ölçmek, tetikleyicileri fark etmek, belirtilerin ne zaman ortaya çıktığını not etmek ve profesyonel destek almak kişiye kontrol hissi verebilir.
Ama Murat'ın şu noktaya dikkat etmesi gerekir:
“Ben bunu çözmeliyim” düşüncesi, bazen “Bunu hemen çözmezsem başarısızım” baskısına dönüşebilir.
Kaygı her zaman vida gevşetip sıkmak gibi bir problem değildir.
Bazen çözüm planı gerekir.
Bazen de insanın “Şu anda zorlanıyorum” diyebilmesine izin vermesi gerekir.
Forumun Kadınlar Masası: “Önce Bir Anlat Bakalım”
Örneğin Elif, arkadaşı Murat'a “Ne zaman başladı, o sırada ne hissediyorsun, seni en çok ne korkutuyor?” diye sorabilir.
Bu yaklaşımın gücü, deneyimi küçümsememesidir.
Ama yine aynı uyarı burada da geçerli: Kadınların otomatik olarak empatik, erkeklerin otomatik olarak çözümcü olduğunu varsaymak doğru olmaz. Bu özellikler kişiden kişiye değişir. Hatta aynı insan bile bir gün “Bana çözüm lazım” derken başka bir gün yalnızca dinlenmek isteyebilir.
Bence daha ilginç soru şu:
Bir insana yardım ederken onun cinsiyetinden çok o anda neye ihtiyaç duyduğunu sormak daha mantıklı değil mi?
“Bunu çözmek için beraber plan mı yapalım, yoksa sadece seni dinlememi mi istersin?”
Bazen en iyi destek cümlesi budur.
Çünkü kaygı yaşayan kişinin ihtiyacı her zaman tavsiye olmayabilir.
Bazen “Abartıyorsun” denilmemesidir.
Bazen “Ben buradayım” cümlesidir.
Bazen de gerçekten bir psikiyatrist veya psikologdan profesyonel yardım alma konusunda cesaretlendirilmesidir.
Kaygı Bozukluğu ile Panik Atağı Ayırmanın Küçük Haritası
Kabaca şöyle düşünebiliriz:
Panik atak:
Ani ve yoğun korku veya rahatsızlık dalgası ön plandadır. Kalp çarpıntısı, terleme, titreme, nefes darlığı, baş dönmesi, göğüs veya mide rahatsızlığı gibi fiziksel belirtiler eşlik edebilir.
Panik bozukluğu:
Tek bir panik ataktan daha fazlasıdır. Tekrarlayan ve beklenmedik panik ataklar ile birlikte gelecekte yeniden atak yaşama konusunda sürekli kaygı veya yaşamı değiştiren kaçınma davranışları görülebilir.
Yaygın kaygı bozukluğu:
Çok çeşitli gündelik konular hakkında uzun süreli, aşırı ve kontrol edilmesi zor endişe ön plandadır. Uyku, konsantrasyon, kas gerginliği ve huzursuzluk gibi belirtiler eşlik edebilir.
Dolayısıyla “Kaygı bozukluğu panik atak mıdır?” sorusuna verilecek en doğru cevap:
Hayır. Ancak panik ataklar bazı kaygı bozukluklarının parçası olabilir.
“Ben Hangisini Yaşıyorum?” Sorusu Neden İnternetten Çözülmemeli?
Burada internetin meşhur tuzağına dikkat etmek gerekiyor.
Bir belirti yazıyoruz:
“Kalbim hızlı atıyor.”
Arama motoru:
“Stres olabilir.”
İkinci sonuç:
“Panik atak olabilir.”
Üçüncü sonuç:
“Kalp hastalığı olabilir.”
Dördüncü sonuç:
“Salı günü Mars'ın açısı…”
Ve insan beş dakika sonra kendisini hem psikiyatri hem kardiyoloji hem de astronomi forumunda buluyor.
Şaka bir yana, çarpıntı, göğüs ağrısı, nefes darlığı veya baş dönmesi gibi belirtiler yalnızca kaygıyla açıklanamayabilir. NIMH de panik bozukluğu değerlendirilirken fiziksel bir sorunun belirtilere neden olup olmadığının değerlendirilmesinin önemli olduğunu belirtiyor.
Bu nedenle özellikle ilk kez ortaya çıkan, şiddetli veya alışılmadık fiziksel belirtileri otomatik olarak “panik atak” diye etiketlemek doğru değildir.
Kişinin ne yaşadığını anlamanın yolu yalnızca bir belirti listesine bakmak değil; belirtilerin ne zaman başladığı, ne kadar sürdüğü, ne sıklıkta olduğu, hangi durumlarda ortaya çıktığı ve günlük yaşamı nasıl etkilediği gibi ayrıntıları değerlendirmektir.
Panik Ataktan Sonra Asıl Kaygı Başlayabilir mi?
Bence konunun en düşündürücü taraflarından biri burası.
Diyelim ki bir kişi ilk kez panik atak yaşadı.
Sonra kendine şunu sormaya başladı:
“Ya tekrar olursa?”
Bir süre sonra metroya binmekten çekindi.
Sonra kalabalık yerlere gitmemeye başladı.
Ardından yalnız kalmak istemedi.
Sonra çantasında sürekli su, ilaç, telefon, yedek telefon, şarj aleti ve neredeyse küçük bir acil durum çantası taşımaya başladı.
Bir noktadan sonra sorun yalnızca panik atağın kendisi değildir.
Panik yaşama korkusu da hayatı yönetmeye başlamıştır.
NIMH, panik bozukluğunda gelecekte yeni bir atak yaşama korkusunun ve bu korkuya bağlı davranış değişikliklerinin önemli olduğunu belirtiyor.
Burada kendimize şu soruyu sormak ilginç olabilir:
“Beni gerçekten korkutan şey panik atağın kendisi mi, yoksa bir daha ne zaman geleceğini bilememek mi?”
Bu ayrım, kişinin yaşadığı deneyimi anlamasında önemli olabilir.
Peki Tedavi Edilebilir mi?
Evet, kaygı bozuklukları ve panik bozukluğu için etkili tedavi seçenekleri bulunmaktadır.
Tedavi kişiye ve tanıya göre değişebilir. Psikoterapi önemli seçeneklerden biridir. NIMH, yaygın kaygı bozukluğunda bilişsel davranışçı terapinin (BDT/CBT) iyi araştırılmış bir psikoterapi yaklaşımı olduğunu belirtiyor. İlaç tedavileri de bazı kişiler için doktor değerlendirmesiyle kullanılabilir; SSRI ve SNRI grubu ilaçlar kaygı belirtilerinin tedavisinde kullanılan seçenekler arasındadır.
Burada önemli nokta şu:
Bir arkadaşın kullandığı ilaç, sizin için otomatik olarak doğru ilaç değildir.
Aynı şekilde internette okunan bir nefes egzersizi, bitkisel ürün veya “bunu yapınca panik tamamen biter” iddiası profesyonel değerlendirme yerine geçmez.
Tedavide amaç yalnızca belirtileri susturmak değil, kişinin hayatını yeniden genişletebilmesine yardımcı olmaktır.
Forumda Deneyim Paylaşırken Nelere Dikkat Edelim?
Bence bu tür konularda forumların çok güçlü bir tarafı var: İnsan kendisini yalnız hissetmeyebilir.
“Ben de bunu yaşadım.”
“Bende de kalp çarpıntısı oluyordu.”
“Terapiye başladım.”
“Doktora gittim ve fiziksel nedenler araştırıldı.”
gibi paylaşımlar, kişinin yardım aramasını kolaylaştırabilir.
Ama forum deneyiminin sınırı da burada başlıyor.
Bir kişinin deneyimi, başka bir kişinin teşhisi değildir.
“Bende böyleydi, sende de kesin panik ataktır” demek yerine:
“Ben bunu yaşadım, bende böyle değerlendirilmişti; senin belirtilerin için bir uzmana danışman daha doğru olur.”
demek çok daha sağlıklı.
Çünkü psikolojik belirtiler kişiden kişiye değişebilir.
Birinin kaygısı iş performansı üzerinden ortaya çıkabilir.
Bir başkasında sağlık endişeleri ön plana çıkabilir.
Başka birinde ilişkiler, gelecek, maddi sorunlar veya belirsizlikler etkili olabilir.
Bir başkası ise hiçbir belirgin neden yokmuş gibi görünen panik ataklar yaşayabilir.
İnsan zihni Excel tablosu değildir. Neyse ki değildir; yoksa hayatımız “Kaygı!xlsx” dosyasından ibaret olurdu.
Kendimize Sorabileceğimiz Birkaç Soru
Son dönemde yaşadığım korku ani mi geliyor, yoksa gün boyunca düşük seviyede devam mı ediyor?
Belirtiler ortaya çıktığında en büyük korkum o anki fiziksel hisler mi, yoksa gelecekte tekrar yaşama ihtimali mi?
Kaygılarımı kontrol edebiliyor muyum, yoksa zihnim aynı konuların çevresinde sürekli dönüp duruyor mu?
Bu durum işe, okula, sosyal yaşantıma veya ilişkilerime müdahale ediyor mu?
Sırf kaygı yaşamamak için gitmediğim yerler, ertelediğim işler veya vazgeçtiğim planlar var mı?
Ve belki de en önemlisi:
Hayatımı ben mi yönetiyorum, yoksa kaygıyı yaşamamak için oluşturduğum kaçınmalar mı?
Bu sorular tanı koydurmaz. Fakat kişinin yaşadığı problemi daha anlaşılır hale getirmesine yardımcı olabilir.
Son Söz: Beynin Alarmını Susturmak Değil, Onu Anlamak
Kaygı bozukluğu ile panik atağı aynı şey olarak görmek, ikisini anlamayı zorlaştırabilir.
Panik atak, ani ve yoğun bir korku dalgası şeklinde ortaya çıkabilir. Panik bozukluğunda ise tekrarlayan beklenmedik ataklar ve bunların geleceğine yönelik sürekli kaygı veya kaçınma davranışları söz konusu olabilir. Yaygın kaygı bozukluğunda ise çok çeşitli yaşam alanları hakkında uzun süreli ve kontrol edilmesi zor endişe daha belirgin olabilir.
Ama bu kavramların hepsinin ortak bir tarafı var:
Kişinin hayatını etkilediklerinde ciddiye alınmaları gerekir.
Erkek olsun kadın olsun, içine kapanık olsun konuşkan olsun, çözüm listeleri hazırlayan biri olsun ya da önce sarılıp sonra konuşmayı tercih etsin; kaygı yaşayan kişinin yaşadığı deneyim gerçektir.
Bazen yapılacak ilk stratejik hamle bir belirtiyi Google'da 47 farklı şekilde aramak değil, profesyonel yardım almaktır.
Bazen en büyük cesaret “Ben bunu tek başıma çözemedim” diyebilmektir.
Ve bazen iyileşme, beynimize “Bir daha asla korkmayacaksın” demek değildir.
Daha gerçekçi hedef şudur:
“Korktuğunda ne yapacağını artık biliyorsun.”
Belki de asıl özgürlük, alarmın hiç çalmaması değil; alarm çaldığında hayatın kumandasını ona teslim etmemektir.
Başlık biçimini forum uyumlu hale getirTıbbi uyarıyı daha görünür yap
Başlık biçimini forum uyumlu hale getir
Tıbbi uyarıyı daha görünür yap
Kaynak atıflarını metne yeniden yerleştir