Ela
New member
İngilizcenin En Çok Konuşulduğu Ülkeler: Veriler, Dilbilim ve Küresel İngilizcenin Haritası
İngilizcenin En Çok Konuşulduğu Ülkeler: Verilerle Küresel Bir Dil Araştırması
İngilizcenin dünyada ne kadar yaygın olduğunu düşününce insanın aklına önce Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Kanada veya Avustralya geliyor. Fakat biraz daha derine indiğimizde oldukça ilginç bir tablo ortaya çıkıyor: İngilizceyi ana dili olarak konuşan ülkeler ile İngilizceyi ikinci, üçüncü veya ortak iletişim dili olarak kullanan ülkeler aynı şey değil. Hatta küresel İngilizcenin asıl büyüklüğü, ana dili İngilizce olmayan toplumlarda ortaya çıkıyor.
Bu nedenle “İngilizcenin en çok konuşulduğu ülke hangisi?” sorusunun tek bir cevabı yok. “En fazla anadili konuşanı”, “en fazla toplam İngilizce kullanıcısı” ve “nüfusa oranla en yaygın İngilizce kullanımı” birbirinden farklı ölçütlerdir. Araştırmaya tam da bu ayrımdan başlamak gerekiyor.
British Council'ın güncel küresel değerlendirmelerinden birinde yaklaşık 2,3 milyar kişinin İngilizce konuştuğu tahmin ediliyor; kurum İngilizcenin 67 ülkenin resmi dili olduğunu da belirtiyor. Başka araştırma ve veri setlerinde ise toplam İngilizce kullanıcılarının sayısı 1,3-1,5 milyar civarında veriliyor. Bu farklılıklar bir hata olmak zorunda değil; “İngilizce konuşabiliyor olmak” için kullanılan yeterlilik ölçütünün değişmesinden kaynaklanıyor.
Dolayısıyla bu yazıda tek bir sıralamaya körü körüne bağlı kalmak yerine nüfus, anadil, ikinci dil, eğitim dili ve günlük iletişim gibi değişkenleri birlikte değerlendirmek daha bilimsel bir yaklaşım olacaktır.
Araştırma yönteminde neden tek bir sayı yeterli değil?
Dil istatistiklerinde ilk problem, “konuşmak” fiilinin nasıl tanımlandığıdır. Bir kişi İngilizceyi birkaç temel cümle kurabilecek kadar biliyor olabilir; başka bir kişi üniversitede İngilizce eğitim alıyor, iş hayatında İngilizce kullanıyor ve karmaşık akademik metinleri okuyabiliyor olabilir. Her iki kişi de bazı istatistiklerde “İngilizce konuşuyor” kategorisine girebilir.
Bu nedenle dilbilimsel araştırmalarda nüfus sayımları, hane araştırmaları, dil yeterliliği anketleri, eğitim istatistikleri ve sosyodilbilimsel saha araştırmaları birlikte değerlendirilir. Örneğin ABD Census Bureau, American Community Survey aracılığıyla insanların evde hangi dili konuştuklarını ve İngilizceyi ne ölçüde bildiklerini ayrı değişkenlerle topluyor. 2024 verilerinde ABD'de 5 yaş ve üzeri nüfusun yaklaşık %77,7'sinin yalnızca İngilizce konuştuğu, %22,3'ünün ise evde İngilizce dışında bir dil kullandığı görülüyor.
İngiltere ve Galler'deki 2021 nüfus sayımı da benzer biçimde önemli bir ayrım yapıyor. Üç yaş ve üzerindeki nüfusun %91,1'inin İngilizceyi ana dil olarak bildirdiği, buna ek olarak %7,1'lik bölümün İngilizceyi ana dili olmadığı hâlde iyi veya çok iyi düzeyde konuşabildiği bildirildi.
Bu yöntem bize önemli bir şey söylüyor: İngilizce konuşanların sayısını hesaplarken yalnızca “native speaker” kategorisine bakmak, İngilizcenin gerçek küresel etkisini ciddi biçimde eksik gösterebilir.
ABD: Büyük nüfus ve yüksek oranda İngilizce kullanımı
Amerika Birleşik Devletleri, toplam İngilizce konuşuru sayısı bakımından dünyanın en büyük İngilizce konuşan nüfuslarından birine sahiptir. Bunun temel nedeni yalnızca İngilizcenin baskın dil olması değil, aynı zamanda ülkenin yaklaşık 340 milyonluk nüfusudur.
ABD Census Bureau'nun 2019 raporuna göre nüfusun %78'i evde yalnızca İngilizce konuşuyordu. Bununla birlikte ABD kesinlikle tek dilli bir ülke değildir. İspanyolca başta olmak üzere yüzlerce dil ülkede kullanılmaktadır. 2017-2021 dönemi için Census Bureau'nun yayımladığı ayrıntılı veri seti 500'den fazla dil ve dil grubunu kapsıyor.
Burada dikkat çekici nokta şudur: ABD'nin İngilizce açısından büyüklüğü sadece dilbilimsel değil, ekonomik ve kültürel bir etkidir. Hollywood, yükseköğretim, bilimsel yayıncılık, teknoloji şirketleri ve uluslararası ticaret İngilizcenin kullanım alanlarını genişletmiştir.
Fakat “ABD'de herkes İngilizceyi aynı biçimde konuşuyor” sonucuna ulaşmak yanlış olur. Aksan, bölgesel kelime seçimi, etnik toplulukların dil kullanımı ve çok dillilik önemli farklılıklar yaratır.
Hindistan: İngilizcenin ikinci dil olarak devleştiği ülke
İngilizcenin küresel yapısını anlamak için Hindistan belki de ABD'den daha öğretici bir örnektir. Çünkü Hindistan'da İngilizcenin gücü büyük ölçüde anadili olmasından değil, çok dilli bir toplumda ortak iletişim aracı olarak kullanılmasından kaynaklanıyor.
Hindistan'ın 2011 nüfus sayımında İngilizceyi birinci, ikinci veya üçüncü dil olarak bildirenlerin toplamı yaklaşık 128,5 milyon olarak kaydedildi. Birinci dil olarak İngilizce bildirenlerin sayısı yalnızca yaklaşık 260 bin iken ikinci dil kategorisinde yaklaşık 82,7 milyon, üçüncü dil kategorisinde ise yaklaşık 45,6 milyon kişi bulunuyordu.
Bu rakamlar son derece önemli. Çünkü İngilizcenin Hindistan'daki konumu, “ana dili olmayan bir dil nasıl milyonlarca insanın ortak iletişim aracı hâline gelir?” sorusuna güçlü bir örnek oluşturuyor.
Asya'daki İngilizce kullanımı üzerine akademik bir çalışmada Bolton ve Bacon-Shone verilerine dayanan tahminlerde Hindistan için yaklaşık 260 milyon, Filipinler için 66,7 milyon, Pakistan için 50,9 milyon ve Bangladeş için 32,6 milyon İngilizce kullanıcısından söz ediliyor. Aynı çalışma Asya genelindeki İngilizce kullanıcılarının toplamının yaklaşık 800 milyona yaklaştığını belirtiyor.
Buradan çıkarılabilecek sonuç oldukça açık: İngilizcenin geleceği yalnızca İngiltere veya ABD'de belirlenmiyor.
Pakistan, Nijerya ve Filipinler: İngilizcenin farklı toplumsal işlevleri
Pakistan'da İngilizce eğitim, hukuk, yükseköğretim ve kamu yönetimi gibi alanlarda önemli bir konuma sahip. Ancak ülkedeki İngilizce kullanımına ilişkin tahminler veri kaynağına göre ciddi biçimde değişebiliyor. Bazı derlemelerde yaklaşık 50 milyon, bazı kaynaklarda 100 milyondan fazla İngilizce kullanıcısı tahmin ediliyor. Bu farkın temel nedeni yeterlilik tanımlarının ve veri toplama yöntemlerinin farklı olmasıdır.
Nijerya ise İngilizcenin çok dilli bir ülkede ortak iletişim dili olarak işlev kazanmasının başka bir örneğidir. Ülkede yüzlerce yerel dilin bulunması nedeniyle İngilizce, farklı dil toplulukları arasında iletişim sağlayan önemli bir araçtır. Çeşitli kaynaklarda Nijerya için 60 milyon civarında İngilizce kullanıcısından söz edilirken farklı ölçüm yöntemleri daha yüksek tahminlere ulaşabilmektedir.
Filipinler'de ise İngilizce eğitim ve kamu yaşamının önemli parçalarından biridir. Akademik kaynaklarda ülke için yaklaşık 65 milyonun üzerinde İngilizce konuşuru tahminleri bulunmaktadır.
Bu ülkeleri yalnızca “İngilizce bilenlerin sayısı” açısından incelemek eksik olur. Asıl soru şudur: İngilizce toplumda ne işe yarıyor?
Hindistan'da farklı dil grupları arasında iletişim kurmaya, Nijerya'da çok dillilik içinde ortak iletişime, Filipinler'de eğitim ve uluslararası iş piyasasına, Pakistan'da ise eğitim ve kurumsal alanlara katkı sağlayabiliyor.
Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda neden hâlâ önemli?
İngilizcenin küresel kullanımındaki niceliksel büyüme, İngilizcenin anadili olduğu ülkelerin önemini ortadan kaldırmıyor. Birleşik Krallık, ABD, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda; İngilizcenin farklı standartlarının ve kültürel çeşitlerinin tarihsel gelişiminde merkezi rol oynuyor.
Birleşik Krallık açısından İngiltere ve Galler 2021 sayımı oldukça yüksek İngilizce kullanım oranı gösteriyor: nüfusun %91,1'i İngilizceyi ana dili olarak bildirirken %7,1'i ana dili farklı olduğu hâlde İngilizceyi iyi veya çok iyi konuştuğunu belirtti.
Ancak burada da “tek bir İngiliz İngilizcesi” fikrinin bilimsel açıdan sorunlu olduğunu belirtmek gerekir. Londra'daki dil kullanımıyla Liverpool'daki, Glasgow'daki veya Cardiff'teki dil kullanımı aynı değildir. Sosyal sınıf, yaş, göç, etnik kimlik ve bölgesel tarih İngilizcenin kullanımını değiştirir.
Dilbilimci Barbara Seidlhofer, İngilizcenin küresel kullanımının önemli bir bölümünün anadili İngilizce olmayan insanlar arasında gerçekleştiğine dikkat çekerek İngilizceyi lingua franca olarak inceleyen araştırmaların gerekliliğini vurgulamıştır.
Bu yaklaşım bence konunun en önemli noktalarından biridir: İngilizce artık yalnızca İngilizlerin veya Amerikalıların dili olarak değerlendirilemez.
Gana, Güney Afrika ve Kenya: Afrika'da İngilizcenin yükselen ağırlığı
Afrika kıtasında İngilizcenin yaygınlığı tarihsel olarak sömürgecilik, eğitim politikaları, devlet kurumları ve çok dillilikle bağlantılıdır. Ancak bugün İngilizceyi yalnızca sömürge geçmişinin bir kalıntısı olarak görmek yetersiz kalır.
Gana'da 2021 nüfus sayımı verilerine dayanan bazı tahminler yaklaşık 17,6 milyon kişinin İngilizce okuryazarlığına sahip olduğunu gösteriyor. Güney Afrika'da 2022 nüfus sayımı verilerine dayanan tahminlerde yaklaşık 31 milyon kişinin İngilizce bildiği belirtiliyor; bunların yaklaşık 5,2 milyonu İngilizceyi ana dili olarak bildiriyor.
Kenya'da İngilizce eğitim, devlet kurumları ve farklı dil grupları arasındaki iletişim açısından önem taşıyor. Dolayısıyla Afrika'daki İngilizce kullanımı, yalnızca “kaç kişi konuşuyor?” sorusuyla değil, “hangi kurumlarda ve hangi amaçlarla kullanılıyor?” sorusuyla değerlendirilmelidir.
Erkekler ve kadınlar İngilizceyi farklı mı kullanıyor?
Bu konuya cinsiyet açısından yaklaşırken özellikle dikkatli olmak gerekiyor. “Erkekler analitiktir, kadınlar empatiktir” şeklindeki kesin ifadeler bilimsel olarak savunulabilir bir genelleme değildir. Cinsiyetler arasında bazı ortalama farklılıklar raporlanmış olsa da bireysel farklılıklar çoğu zaman çok daha büyüktür ve kültür, eğitim, yaş, meslek ve iletişim ortamı sonuçları ciddi biçimde değiştirebilir.
Örneğin Leaper ve Ayres'in meta-analizi, yetişkinlerin konuşma davranışlarını inceleyen araştırmalarda erkeklerin daha iddialı, kadınların ise daha bağlılık/ilişki odaklı konuşma kullanımı gösterdiğine ilişkin küçük ortalama etkiler buldu. Ancak araştırmacılar etkilerin genel olarak düşük olduğunu ve bağlama göre yön değiştirebildiğini de gösterdi.
Başka bir kapsamlı inceleme de kadınlar ve erkekler arasında konuşma biçimleri bakımından çok az sayıda sağlam ve bağlamlar arasında tutarlı fark bulunduğunu, sosyal rol ve konuşma ortamının önemli olduğunu belirtiyor.
Bu nedenle erkeklerin veri odaklı ve analitik, kadınların ise sosyal etkiler ve empati odaklı bakış açılarını “biyolojik gerçek” gibi sunmak doğru değildir. Fakat bu iki yaklaşımı birer analitik perspektif olarak kullanmak ilginç olabilir.
Örneğin İngilizcenin yaygınlığını inceleyen veri odaklı bir yaklaşım; nüfus, yüzde, ikinci dil kullanıcıları, eğitim oranları ve dil politikalarına bakacaktır.
Sosyal etkileri öne çıkaran başka bir yaklaşım ise şu soruları sorabilir: İngilizce öğrenmek göçmenlerin topluma katılımını kolaylaştırıyor mu? İngilizce bilmeyen insanların eğitim ve istihdam olanakları nasıl etkileniyor? Bir ülkede İngilizcenin prestijli kabul edilmesi yerel dilleri nasıl etkiliyor?
Aslında bu iki yaklaşım birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.
Hong Kong'da 555 erkek ve 493 kız öğrenciyle yapılan bir araştırma, öğrencilerin İngilizce ve diğer diller hakkındaki tutumlarında cinsiyete bağlı bazı farklılıklar buldu; ancak araştırmanın asıl değeri, dil tutumlarının toplumsal ve kültürel bağlamla birlikte incelenmesi gerektiğini göstermesidir.
Benzer biçimde İngilizce çeşitlerine yönelik tutumları inceleyen bir başka araştırmada kadın öğrencilerin standart anadili İngilizce olan konuşurların telaffuzuna daha olumlu yaklaşma eğilimi gösterdiği bulunmuştur. Fakat bu sonuç “kadınlar İngilizceyi daha iyi öğrenir” şeklinde yorumlanamaz; araştırma dil tutumu ve öğrenme hedeflerine ilişkindir.
Dolayısıyla cinsiyet yerine toplumsal rol, eğitim deneyimi, sosyal çevre ve iletişim amacı gibi değişkenleri de analize katmak çok daha sağlıklı olacaktır.
İngilizcenin küresel başarısının temel nedeni ne?
İngilizcenin dünya çapındaki yaygınlığını sadece “kolay bir dil” olmasıyla açıklamak oldukça basit kalır. Tarihsel olarak Britanya İmparatorluğu'nun genişlemesi, daha sonra ABD'nin ekonomik ve kültürel gücü, uluslararası ticaret, bilim, teknoloji, havacılık, yükseköğretim ve internet İngilizcenin yayılmasında etkili olmuştur.
David Crystal'ın küresel İngilizce üzerine çalışması da İngilizcenin küresel statüsünü tarih, siyaset, ekonomi, bilim, medya, eğitim ve uluslararası iletişim gibi birbiriyle bağlantılı faktörlerle açıklamaktadır.
Günümüzde ise ilginç bir dönüşüm yaşanıyor. İngilizcenin küresel gücü, onu konuşanların çoğunun ana dili İngilizce olmamasından giderek daha fazla etkileniyor.
Bu nedenle “doğru İngilizce” kavramının kendisi de tartışmaya açılıyor. Seidlhofer'in lingua franca araştırmaları, İngilizceyi kullanan anadili İngilizce olmayan insanların yalnızca “eksik native speaker” olarak görülmemesi gerektiğini savunan yaklaşımın akademik temelini güçlendirdi.
Hindistan İngilizcesi, Nijerya İngilizcesi, Singapur İngilizcesi veya Filipinler İngilizcesi bu nedenle yalnızca İngiliz İngilizcesinin hatalı versiyonları değildir. Bunlar, farklı sosyal ve kültürel ortamlarda gelişen İngilizce kullanım biçimleridir.
Peki hangi ülkeler gerçekten İngilizcenin en çok konuşulduğu ülkeler?
Toplam İngilizce konuşuru sayısı açısından farklı veri setlerinde en üst grupta genellikle ABD, Hindistan, Pakistan, Birleşik Krallık ve Nijerya bulunur. Bazı derlemeler yaklaşık olarak ABD için 306 milyon, Hindistan için 129 milyon, Pakistan için 104 milyon, Birleşik Krallık için 68 milyon ve Nijerya için 60 milyonluk toplam kullanıcı tahminleri verir. Ancak bu sayıların aynı yöntemle üretilmediği özellikle belirtilmelidir.
Bunun yanında Filipinler, Güney Afrika, Gana, Kenya, Malezya, Singapur, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda da İngilizcenin toplumsal ve kurumsal açıdan güçlü olduğu ülkelerdir.
Fakat “en çok konuşulan” ile “en yüksek oran” aynı değildir. Örneğin ABD ve Hindistan gibi nüfusu çok büyük ülkeler toplam kullanıcı sayısında öne çıkarken, daha küçük ülkelerde nüfusun çok daha büyük bir bölümü İngilizce konuşabilir.
Bu ayrım özellikle internet araştırmalarında sık gözden kaçıyor. Bir ülkenin İngilizce konuşan nüfusu 10 milyon olabilir ve bu sayı küresel ölçekte çok büyük görünmeyebilir. Fakat ülke nüfusunun %80'ini oluşturuyorsa İngilizcenin toplumsal rolü son derece güçlüdür.
Sonuç: İngilizcenin gerçek merkezi nerede?
Verilere bütüncül baktığımızda İngilizcenin “merkezi” tek bir ülke değildir. Ana dili olarak İngilizce konuşan büyük nüfuslar özellikle ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde yoğunlaşırken, ikinci ve üçüncü dil olarak kullanım Hindistan, Pakistan, Nijerya, Filipinler ve Afrika ile Asya'nın birçok ülkesinde İngilizcenin küresel boyutunu katlıyor.
Daha da önemlisi, İngilizcenin geleceği yalnızca İngilizceyi anadili olarak konuşan toplumların nüfusuna bağlı değil. İngilizceyi üniversitede, bilimsel araştırmada, uluslararası ticarette, yazılım sektöründe, turizmde veya farklı ülkelerden insanlarla iletişim kurmak için kullanan milyonlarca insan bu dilin geleceğini şekillendiriyor.
British Council'ın güncel değerlendirmesinde yaklaşık 2,3 milyar kişinin İngilizce konuştuğu tahmini, bu küresel boyutu göstermeye çalışıyor; ancak farklı veri setlerinin 1,3 milyar ile 2 milyardan fazla arasında değişebilmesi bize önemli bir metodolojik ders veriyor: Dil istatistiklerinde sayı kadar ölçüm yöntemi de önemlidir.
Belki de asıl tartışılması gereken soru “İngilizcenin en çok konuşulduğu ülke hangisi?” değil.
İngilizceyi bugün kimler, hangi amaçlarla ve hangi sosyal koşullarda kullanıyor?
Hindistan'daki çok dilli bir öğrenciyle Londra'daki bir göçmenin İngilizce kullanım amacı aynı olmayabilir. Nijerya'daki bir kamu çalışanı, Filipinler'deki bir sağlık çalışanı, ABD'deki bir yazılımcı veya Singapur'daki bir üniversite öğrencisi aynı dili farklı sosyal işlevlerle kullanabilir.
Bu nedenle küresel İngilizceyi yalnızca ana dili konuşurlarının sayısıyla ölçmek, dilin günümüzdeki gerçek toplumsal yapısını eksik bırakır. Bilimsel açıdan daha anlamlı olan yaklaşım; konuşur sayısını, yeterlilik düzeyini, kullanım sıklığını, kullanım alanını, eğitim sistemini ve sosyal bağlamı birlikte değerlendirmektir.
Tartışmayı buradan devam ettirmek daha ilginç olabilir: Bir dili gerçekten “dünya dili” yapan şey ana dili konuşanların sayısı mı, yoksa farklı ana dillere sahip insanların birbirleriyle iletişim kurmak için o dili tercih etmesi mi? Ve İngilizcenin küresel geleceğini İngiltere ile ABD mi, yoksa Hindistan, Afrika ve Güneydoğu Asya'daki milyonlarca yeni kullanıcı mı daha fazla şekillendirecek?
Bu soruların cevabı, İngilizcenin yalnızca nerede konuşulduğunu değil, önümüzdeki on yıllarda kimin İngilizcesinin dünyada daha görünür olacağını da belirleyebilir.
Kaynakçayı akademik biçimde düzenleVerileri karşılaştırılabilir tabloya dönüştür
Kaynakçayı akademik biçimde düzenle
Verileri karşılaştırılabilir tabloya dönüştür
Ana sıralamayı yöntemsel olarak netleştir
İngilizcenin En Çok Konuşulduğu Ülkeler: Verilerle Küresel Bir Dil Araştırması
İngilizcenin dünyada ne kadar yaygın olduğunu düşününce insanın aklına önce Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Kanada veya Avustralya geliyor. Fakat biraz daha derine indiğimizde oldukça ilginç bir tablo ortaya çıkıyor: İngilizceyi ana dili olarak konuşan ülkeler ile İngilizceyi ikinci, üçüncü veya ortak iletişim dili olarak kullanan ülkeler aynı şey değil. Hatta küresel İngilizcenin asıl büyüklüğü, ana dili İngilizce olmayan toplumlarda ortaya çıkıyor.
Bu nedenle “İngilizcenin en çok konuşulduğu ülke hangisi?” sorusunun tek bir cevabı yok. “En fazla anadili konuşanı”, “en fazla toplam İngilizce kullanıcısı” ve “nüfusa oranla en yaygın İngilizce kullanımı” birbirinden farklı ölçütlerdir. Araştırmaya tam da bu ayrımdan başlamak gerekiyor.
British Council'ın güncel küresel değerlendirmelerinden birinde yaklaşık 2,3 milyar kişinin İngilizce konuştuğu tahmin ediliyor; kurum İngilizcenin 67 ülkenin resmi dili olduğunu da belirtiyor. Başka araştırma ve veri setlerinde ise toplam İngilizce kullanıcılarının sayısı 1,3-1,5 milyar civarında veriliyor. Bu farklılıklar bir hata olmak zorunda değil; “İngilizce konuşabiliyor olmak” için kullanılan yeterlilik ölçütünün değişmesinden kaynaklanıyor.
Dolayısıyla bu yazıda tek bir sıralamaya körü körüne bağlı kalmak yerine nüfus, anadil, ikinci dil, eğitim dili ve günlük iletişim gibi değişkenleri birlikte değerlendirmek daha bilimsel bir yaklaşım olacaktır.
Araştırma yönteminde neden tek bir sayı yeterli değil?
Dil istatistiklerinde ilk problem, “konuşmak” fiilinin nasıl tanımlandığıdır. Bir kişi İngilizceyi birkaç temel cümle kurabilecek kadar biliyor olabilir; başka bir kişi üniversitede İngilizce eğitim alıyor, iş hayatında İngilizce kullanıyor ve karmaşık akademik metinleri okuyabiliyor olabilir. Her iki kişi de bazı istatistiklerde “İngilizce konuşuyor” kategorisine girebilir.
Bu nedenle dilbilimsel araştırmalarda nüfus sayımları, hane araştırmaları, dil yeterliliği anketleri, eğitim istatistikleri ve sosyodilbilimsel saha araştırmaları birlikte değerlendirilir. Örneğin ABD Census Bureau, American Community Survey aracılığıyla insanların evde hangi dili konuştuklarını ve İngilizceyi ne ölçüde bildiklerini ayrı değişkenlerle topluyor. 2024 verilerinde ABD'de 5 yaş ve üzeri nüfusun yaklaşık %77,7'sinin yalnızca İngilizce konuştuğu, %22,3'ünün ise evde İngilizce dışında bir dil kullandığı görülüyor.
İngiltere ve Galler'deki 2021 nüfus sayımı da benzer biçimde önemli bir ayrım yapıyor. Üç yaş ve üzerindeki nüfusun %91,1'inin İngilizceyi ana dil olarak bildirdiği, buna ek olarak %7,1'lik bölümün İngilizceyi ana dili olmadığı hâlde iyi veya çok iyi düzeyde konuşabildiği bildirildi.
Bu yöntem bize önemli bir şey söylüyor: İngilizce konuşanların sayısını hesaplarken yalnızca “native speaker” kategorisine bakmak, İngilizcenin gerçek küresel etkisini ciddi biçimde eksik gösterebilir.
ABD: Büyük nüfus ve yüksek oranda İngilizce kullanımı
Amerika Birleşik Devletleri, toplam İngilizce konuşuru sayısı bakımından dünyanın en büyük İngilizce konuşan nüfuslarından birine sahiptir. Bunun temel nedeni yalnızca İngilizcenin baskın dil olması değil, aynı zamanda ülkenin yaklaşık 340 milyonluk nüfusudur.
ABD Census Bureau'nun 2019 raporuna göre nüfusun %78'i evde yalnızca İngilizce konuşuyordu. Bununla birlikte ABD kesinlikle tek dilli bir ülke değildir. İspanyolca başta olmak üzere yüzlerce dil ülkede kullanılmaktadır. 2017-2021 dönemi için Census Bureau'nun yayımladığı ayrıntılı veri seti 500'den fazla dil ve dil grubunu kapsıyor.
Burada dikkat çekici nokta şudur: ABD'nin İngilizce açısından büyüklüğü sadece dilbilimsel değil, ekonomik ve kültürel bir etkidir. Hollywood, yükseköğretim, bilimsel yayıncılık, teknoloji şirketleri ve uluslararası ticaret İngilizcenin kullanım alanlarını genişletmiştir.
Fakat “ABD'de herkes İngilizceyi aynı biçimde konuşuyor” sonucuna ulaşmak yanlış olur. Aksan, bölgesel kelime seçimi, etnik toplulukların dil kullanımı ve çok dillilik önemli farklılıklar yaratır.
Hindistan: İngilizcenin ikinci dil olarak devleştiği ülke
İngilizcenin küresel yapısını anlamak için Hindistan belki de ABD'den daha öğretici bir örnektir. Çünkü Hindistan'da İngilizcenin gücü büyük ölçüde anadili olmasından değil, çok dilli bir toplumda ortak iletişim aracı olarak kullanılmasından kaynaklanıyor.
Hindistan'ın 2011 nüfus sayımında İngilizceyi birinci, ikinci veya üçüncü dil olarak bildirenlerin toplamı yaklaşık 128,5 milyon olarak kaydedildi. Birinci dil olarak İngilizce bildirenlerin sayısı yalnızca yaklaşık 260 bin iken ikinci dil kategorisinde yaklaşık 82,7 milyon, üçüncü dil kategorisinde ise yaklaşık 45,6 milyon kişi bulunuyordu.
Bu rakamlar son derece önemli. Çünkü İngilizcenin Hindistan'daki konumu, “ana dili olmayan bir dil nasıl milyonlarca insanın ortak iletişim aracı hâline gelir?” sorusuna güçlü bir örnek oluşturuyor.
Asya'daki İngilizce kullanımı üzerine akademik bir çalışmada Bolton ve Bacon-Shone verilerine dayanan tahminlerde Hindistan için yaklaşık 260 milyon, Filipinler için 66,7 milyon, Pakistan için 50,9 milyon ve Bangladeş için 32,6 milyon İngilizce kullanıcısından söz ediliyor. Aynı çalışma Asya genelindeki İngilizce kullanıcılarının toplamının yaklaşık 800 milyona yaklaştığını belirtiyor.
Buradan çıkarılabilecek sonuç oldukça açık: İngilizcenin geleceği yalnızca İngiltere veya ABD'de belirlenmiyor.
Pakistan, Nijerya ve Filipinler: İngilizcenin farklı toplumsal işlevleri
Pakistan'da İngilizce eğitim, hukuk, yükseköğretim ve kamu yönetimi gibi alanlarda önemli bir konuma sahip. Ancak ülkedeki İngilizce kullanımına ilişkin tahminler veri kaynağına göre ciddi biçimde değişebiliyor. Bazı derlemelerde yaklaşık 50 milyon, bazı kaynaklarda 100 milyondan fazla İngilizce kullanıcısı tahmin ediliyor. Bu farkın temel nedeni yeterlilik tanımlarının ve veri toplama yöntemlerinin farklı olmasıdır.
Nijerya ise İngilizcenin çok dilli bir ülkede ortak iletişim dili olarak işlev kazanmasının başka bir örneğidir. Ülkede yüzlerce yerel dilin bulunması nedeniyle İngilizce, farklı dil toplulukları arasında iletişim sağlayan önemli bir araçtır. Çeşitli kaynaklarda Nijerya için 60 milyon civarında İngilizce kullanıcısından söz edilirken farklı ölçüm yöntemleri daha yüksek tahminlere ulaşabilmektedir.
Filipinler'de ise İngilizce eğitim ve kamu yaşamının önemli parçalarından biridir. Akademik kaynaklarda ülke için yaklaşık 65 milyonun üzerinde İngilizce konuşuru tahminleri bulunmaktadır.
Bu ülkeleri yalnızca “İngilizce bilenlerin sayısı” açısından incelemek eksik olur. Asıl soru şudur: İngilizce toplumda ne işe yarıyor?
Hindistan'da farklı dil grupları arasında iletişim kurmaya, Nijerya'da çok dillilik içinde ortak iletişime, Filipinler'de eğitim ve uluslararası iş piyasasına, Pakistan'da ise eğitim ve kurumsal alanlara katkı sağlayabiliyor.
Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda neden hâlâ önemli?
İngilizcenin küresel kullanımındaki niceliksel büyüme, İngilizcenin anadili olduğu ülkelerin önemini ortadan kaldırmıyor. Birleşik Krallık, ABD, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda; İngilizcenin farklı standartlarının ve kültürel çeşitlerinin tarihsel gelişiminde merkezi rol oynuyor.
Birleşik Krallık açısından İngiltere ve Galler 2021 sayımı oldukça yüksek İngilizce kullanım oranı gösteriyor: nüfusun %91,1'i İngilizceyi ana dili olarak bildirirken %7,1'i ana dili farklı olduğu hâlde İngilizceyi iyi veya çok iyi konuştuğunu belirtti.
Ancak burada da “tek bir İngiliz İngilizcesi” fikrinin bilimsel açıdan sorunlu olduğunu belirtmek gerekir. Londra'daki dil kullanımıyla Liverpool'daki, Glasgow'daki veya Cardiff'teki dil kullanımı aynı değildir. Sosyal sınıf, yaş, göç, etnik kimlik ve bölgesel tarih İngilizcenin kullanımını değiştirir.
Dilbilimci Barbara Seidlhofer, İngilizcenin küresel kullanımının önemli bir bölümünün anadili İngilizce olmayan insanlar arasında gerçekleştiğine dikkat çekerek İngilizceyi lingua franca olarak inceleyen araştırmaların gerekliliğini vurgulamıştır.
Bu yaklaşım bence konunun en önemli noktalarından biridir: İngilizce artık yalnızca İngilizlerin veya Amerikalıların dili olarak değerlendirilemez.
Gana, Güney Afrika ve Kenya: Afrika'da İngilizcenin yükselen ağırlığı
Afrika kıtasında İngilizcenin yaygınlığı tarihsel olarak sömürgecilik, eğitim politikaları, devlet kurumları ve çok dillilikle bağlantılıdır. Ancak bugün İngilizceyi yalnızca sömürge geçmişinin bir kalıntısı olarak görmek yetersiz kalır.
Gana'da 2021 nüfus sayımı verilerine dayanan bazı tahminler yaklaşık 17,6 milyon kişinin İngilizce okuryazarlığına sahip olduğunu gösteriyor. Güney Afrika'da 2022 nüfus sayımı verilerine dayanan tahminlerde yaklaşık 31 milyon kişinin İngilizce bildiği belirtiliyor; bunların yaklaşık 5,2 milyonu İngilizceyi ana dili olarak bildiriyor.
Kenya'da İngilizce eğitim, devlet kurumları ve farklı dil grupları arasındaki iletişim açısından önem taşıyor. Dolayısıyla Afrika'daki İngilizce kullanımı, yalnızca “kaç kişi konuşuyor?” sorusuyla değil, “hangi kurumlarda ve hangi amaçlarla kullanılıyor?” sorusuyla değerlendirilmelidir.
Erkekler ve kadınlar İngilizceyi farklı mı kullanıyor?
Bu konuya cinsiyet açısından yaklaşırken özellikle dikkatli olmak gerekiyor. “Erkekler analitiktir, kadınlar empatiktir” şeklindeki kesin ifadeler bilimsel olarak savunulabilir bir genelleme değildir. Cinsiyetler arasında bazı ortalama farklılıklar raporlanmış olsa da bireysel farklılıklar çoğu zaman çok daha büyüktür ve kültür, eğitim, yaş, meslek ve iletişim ortamı sonuçları ciddi biçimde değiştirebilir.
Örneğin Leaper ve Ayres'in meta-analizi, yetişkinlerin konuşma davranışlarını inceleyen araştırmalarda erkeklerin daha iddialı, kadınların ise daha bağlılık/ilişki odaklı konuşma kullanımı gösterdiğine ilişkin küçük ortalama etkiler buldu. Ancak araştırmacılar etkilerin genel olarak düşük olduğunu ve bağlama göre yön değiştirebildiğini de gösterdi.
Başka bir kapsamlı inceleme de kadınlar ve erkekler arasında konuşma biçimleri bakımından çok az sayıda sağlam ve bağlamlar arasında tutarlı fark bulunduğunu, sosyal rol ve konuşma ortamının önemli olduğunu belirtiyor.
Bu nedenle erkeklerin veri odaklı ve analitik, kadınların ise sosyal etkiler ve empati odaklı bakış açılarını “biyolojik gerçek” gibi sunmak doğru değildir. Fakat bu iki yaklaşımı birer analitik perspektif olarak kullanmak ilginç olabilir.
Örneğin İngilizcenin yaygınlığını inceleyen veri odaklı bir yaklaşım; nüfus, yüzde, ikinci dil kullanıcıları, eğitim oranları ve dil politikalarına bakacaktır.
Sosyal etkileri öne çıkaran başka bir yaklaşım ise şu soruları sorabilir: İngilizce öğrenmek göçmenlerin topluma katılımını kolaylaştırıyor mu? İngilizce bilmeyen insanların eğitim ve istihdam olanakları nasıl etkileniyor? Bir ülkede İngilizcenin prestijli kabul edilmesi yerel dilleri nasıl etkiliyor?
Aslında bu iki yaklaşım birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.
Hong Kong'da 555 erkek ve 493 kız öğrenciyle yapılan bir araştırma, öğrencilerin İngilizce ve diğer diller hakkındaki tutumlarında cinsiyete bağlı bazı farklılıklar buldu; ancak araştırmanın asıl değeri, dil tutumlarının toplumsal ve kültürel bağlamla birlikte incelenmesi gerektiğini göstermesidir.
Benzer biçimde İngilizce çeşitlerine yönelik tutumları inceleyen bir başka araştırmada kadın öğrencilerin standart anadili İngilizce olan konuşurların telaffuzuna daha olumlu yaklaşma eğilimi gösterdiği bulunmuştur. Fakat bu sonuç “kadınlar İngilizceyi daha iyi öğrenir” şeklinde yorumlanamaz; araştırma dil tutumu ve öğrenme hedeflerine ilişkindir.
Dolayısıyla cinsiyet yerine toplumsal rol, eğitim deneyimi, sosyal çevre ve iletişim amacı gibi değişkenleri de analize katmak çok daha sağlıklı olacaktır.
İngilizcenin küresel başarısının temel nedeni ne?
İngilizcenin dünya çapındaki yaygınlığını sadece “kolay bir dil” olmasıyla açıklamak oldukça basit kalır. Tarihsel olarak Britanya İmparatorluğu'nun genişlemesi, daha sonra ABD'nin ekonomik ve kültürel gücü, uluslararası ticaret, bilim, teknoloji, havacılık, yükseköğretim ve internet İngilizcenin yayılmasında etkili olmuştur.
David Crystal'ın küresel İngilizce üzerine çalışması da İngilizcenin küresel statüsünü tarih, siyaset, ekonomi, bilim, medya, eğitim ve uluslararası iletişim gibi birbiriyle bağlantılı faktörlerle açıklamaktadır.
Günümüzde ise ilginç bir dönüşüm yaşanıyor. İngilizcenin küresel gücü, onu konuşanların çoğunun ana dili İngilizce olmamasından giderek daha fazla etkileniyor.
Bu nedenle “doğru İngilizce” kavramının kendisi de tartışmaya açılıyor. Seidlhofer'in lingua franca araştırmaları, İngilizceyi kullanan anadili İngilizce olmayan insanların yalnızca “eksik native speaker” olarak görülmemesi gerektiğini savunan yaklaşımın akademik temelini güçlendirdi.
Hindistan İngilizcesi, Nijerya İngilizcesi, Singapur İngilizcesi veya Filipinler İngilizcesi bu nedenle yalnızca İngiliz İngilizcesinin hatalı versiyonları değildir. Bunlar, farklı sosyal ve kültürel ortamlarda gelişen İngilizce kullanım biçimleridir.
Peki hangi ülkeler gerçekten İngilizcenin en çok konuşulduğu ülkeler?
Toplam İngilizce konuşuru sayısı açısından farklı veri setlerinde en üst grupta genellikle ABD, Hindistan, Pakistan, Birleşik Krallık ve Nijerya bulunur. Bazı derlemeler yaklaşık olarak ABD için 306 milyon, Hindistan için 129 milyon, Pakistan için 104 milyon, Birleşik Krallık için 68 milyon ve Nijerya için 60 milyonluk toplam kullanıcı tahminleri verir. Ancak bu sayıların aynı yöntemle üretilmediği özellikle belirtilmelidir.
Bunun yanında Filipinler, Güney Afrika, Gana, Kenya, Malezya, Singapur, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda da İngilizcenin toplumsal ve kurumsal açıdan güçlü olduğu ülkelerdir.
Fakat “en çok konuşulan” ile “en yüksek oran” aynı değildir. Örneğin ABD ve Hindistan gibi nüfusu çok büyük ülkeler toplam kullanıcı sayısında öne çıkarken, daha küçük ülkelerde nüfusun çok daha büyük bir bölümü İngilizce konuşabilir.
Bu ayrım özellikle internet araştırmalarında sık gözden kaçıyor. Bir ülkenin İngilizce konuşan nüfusu 10 milyon olabilir ve bu sayı küresel ölçekte çok büyük görünmeyebilir. Fakat ülke nüfusunun %80'ini oluşturuyorsa İngilizcenin toplumsal rolü son derece güçlüdür.
Sonuç: İngilizcenin gerçek merkezi nerede?
Verilere bütüncül baktığımızda İngilizcenin “merkezi” tek bir ülke değildir. Ana dili olarak İngilizce konuşan büyük nüfuslar özellikle ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde yoğunlaşırken, ikinci ve üçüncü dil olarak kullanım Hindistan, Pakistan, Nijerya, Filipinler ve Afrika ile Asya'nın birçok ülkesinde İngilizcenin küresel boyutunu katlıyor.
Daha da önemlisi, İngilizcenin geleceği yalnızca İngilizceyi anadili olarak konuşan toplumların nüfusuna bağlı değil. İngilizceyi üniversitede, bilimsel araştırmada, uluslararası ticarette, yazılım sektöründe, turizmde veya farklı ülkelerden insanlarla iletişim kurmak için kullanan milyonlarca insan bu dilin geleceğini şekillendiriyor.
British Council'ın güncel değerlendirmesinde yaklaşık 2,3 milyar kişinin İngilizce konuştuğu tahmini, bu küresel boyutu göstermeye çalışıyor; ancak farklı veri setlerinin 1,3 milyar ile 2 milyardan fazla arasında değişebilmesi bize önemli bir metodolojik ders veriyor: Dil istatistiklerinde sayı kadar ölçüm yöntemi de önemlidir.
Belki de asıl tartışılması gereken soru “İngilizcenin en çok konuşulduğu ülke hangisi?” değil.
İngilizceyi bugün kimler, hangi amaçlarla ve hangi sosyal koşullarda kullanıyor?
Hindistan'daki çok dilli bir öğrenciyle Londra'daki bir göçmenin İngilizce kullanım amacı aynı olmayabilir. Nijerya'daki bir kamu çalışanı, Filipinler'deki bir sağlık çalışanı, ABD'deki bir yazılımcı veya Singapur'daki bir üniversite öğrencisi aynı dili farklı sosyal işlevlerle kullanabilir.
Bu nedenle küresel İngilizceyi yalnızca ana dili konuşurlarının sayısıyla ölçmek, dilin günümüzdeki gerçek toplumsal yapısını eksik bırakır. Bilimsel açıdan daha anlamlı olan yaklaşım; konuşur sayısını, yeterlilik düzeyini, kullanım sıklığını, kullanım alanını, eğitim sistemini ve sosyal bağlamı birlikte değerlendirmektir.
Tartışmayı buradan devam ettirmek daha ilginç olabilir: Bir dili gerçekten “dünya dili” yapan şey ana dili konuşanların sayısı mı, yoksa farklı ana dillere sahip insanların birbirleriyle iletişim kurmak için o dili tercih etmesi mi? Ve İngilizcenin küresel geleceğini İngiltere ile ABD mi, yoksa Hindistan, Afrika ve Güneydoğu Asya'daki milyonlarca yeni kullanıcı mı daha fazla şekillendirecek?
Bu soruların cevabı, İngilizcenin yalnızca nerede konuşulduğunu değil, önümüzdeki on yıllarda kimin İngilizcesinin dünyada daha görünür olacağını da belirleyebilir.
Kaynakçayı akademik biçimde düzenleVerileri karşılaştırılabilir tabloya dönüştür
Kaynakçayı akademik biçimde düzenle
Verileri karşılaştırılabilir tabloya dönüştür
Ana sıralamayı yöntemsel olarak netleştir