Burada hikâyenin dramatik tarafını büyütmek yerine başka bir noktaya bakmayı tercih ediyorum.
Bir insanın çocukluğunda yaşadığı ağır olaylar, onun ileride nasıl biri olacağını tek başına belirlemez.
“Çok acı çekti, bu yüzden güçlü oldu” demek de fazla kolaycı bir yorum olur.
İnsanlar acıdan otomatik olarak güçlenmez.
Bazen acı insanı yorar.
Bazen korkutur.
Bazen içine kapatır.
Bazen de yardım istemeyi öğretir.
Güç dediğimiz şey belki de hiç düşmemek değil; düştüğünde hayatın devam ettiğini fark edebilmektir.
Kadınların Görünmeyen Emeği ve Mutfaktan Ekrana Uzanan Yol
Esra Tokelli'nin hikâyesinin toplumsal açıdan en ilginç taraflarından biri de mutfak.
Çünkü Türkiye'de mutfak yalnızca yemek pişirilen bir alan değil.
Aile hafızasının tutulduğu yerlerden biri.
Bayramların, düğünlerin, cenazelerin, misafirliklerin, komşulukların ve gündelik hayatın merkezinde mutfak var.
Fakat bu alan tarih boyunca büyük ölçüde kadın emeğiyle ilişkilendirildi.
Bir kadının yıllarca onlarca kişiye yemek hazırlaması çoğu zaman “ev işi” olarak görüldü. Aynı becerinin restoran mutfağında profesyonel bir mesleğe dönüşmesi ise farklı bir statü kazandırdı.
Tokelli'nin hikâyesinde bu dönüşümü görmek mümkün.
2021 yılında verdiği bir röportajda yemek yapmanın onun için hem bir ihtiyaç hem de kendisini ifade ettiği, mutlu olduğu bir alan olduğunu anlatmıştı. Ayrıca MasterChef'e katılma kararını kendisi için bir şeyler yapma ve diğer ev kadınlarına örnek olma düşüncesiyle ilişkilendirmişti.
Bu sözler bana şu soruyu düşündürüyor:
Bir insanın yıllarca ücretsiz veya görünmez yaptığı iş, televizyonda milyonların önünde sergilendiğinde neden birdenbire “yetenek” olarak görülmeye başlıyor?
Belki de mesele yalnızca mutfak değil.
Ev temizliği, çocuk bakımı, yaşlı bakımı, yemek hazırlama, aile ilişkilerini sürdürme gibi pek çok beceri ekonomik değere dönüştürülmediğinde görünmez kalabiliyor.
Erkekler Çözüm Peşinde, Kadınlar Duyguların Peşinde mi?
Bu başlık özellikle tartışmaya açık.
Çünkü “erkekler stratejiktir, kadınlar empatiktir” demek kulağa düzenli bir açıklama gibi gelse de gerçek insanların hayatını açıklamak için yetersiz.
Bir hastalık karşısında örneğin bir erkek kardeş, doktor randevularını organize edebilir ve aynı zamanda geceleri korkudan uyuyamayabilir.
Bir kadın kardeş, hastasının elini tutup onunla konuşabilir ve aynı zamanda tedavi seçeneklerini günlerce araştırabilir.
Dolayısıyla mesele biyolojik bir kader değil; kişilik, deneyim, eğitim, aile kültürü ve toplumsal beklentilerin iç içe geçtiği bir alan.
Esra Tokelli'nin hikâyesini bu nedenle tek bir “güçlü kadın” anlatısına sıkıştırmak da bana eksik geliyor.
Çünkü güçlü olmak bazen mücadele etmekse, bazen de destek kabul etmektir.
Bazen masanın başına oturup plan yapmaktır.
Bazen de planı bırakıp “Bugün gerçekten nasılsın?” diye sormaktır.
Hastalıktan Sonra Yeniden Mutfağa Dönmek
Tokelli'nin hikâyesinin en dikkat çekici taraflarından biri, sağlık mücadelesinin hayatının tamamını tanımlamasına izin vermemesi.
O, kendisini yalnızca “lösemi geçirmiş kadın” olarak sunmuyor.
Aynı zamanda aşçı, anne, yarışmacı, girişimci ve mutfağa tutkuyla bağlı bir insan olarak varlığını sürdürüyor.
MasterChef macerası da bunun bir parçası.
2020 yılında yarışmaya katıldıktan sonra 2023'te All Star sezonunda yeniden mücadele etti ve şampiyon oldu. Habertürk ve Cumhuriyet gibi yayınların aktardığı bilgilere göre finalde Tahsin Küçük'le karşılaşmış ve şampiyonluğa ulaşmıştı.
Bence burada asıl mesele kupa değil.
Kupa, hikâyenin görünen sonucu.
Asıl hikâye ise insanın yıllar boyunca biriktirdiği deneyimin bir gün herkesin önünde görünür hale gelmesi.
Çocukken zorunluluktan girilen mutfak...
Yıllarca sürdürülen yemek emeği...
Sağlık sorunları...
Kayıplar...
Televizyon ekranı...
Ve sonunda şampiyonluk.
Hayat bazen düz bir çizgi halinde ilerlemiyor.
Daha çok, birbirine bağlanan mutfak masaları gibi.
Bir Hastalık İsminin Ötesinde Bir İnsan
Esra Tokelli'nin hastalığı sorusuna cevap verirken söylenebilecek en doğru cümle şu:
Esra Tokelli, kendi açıklamalarına göre lösemi tedavisi gördü.
Bundan daha fazlasını söylerken dikkatli olmak gerekiyor.
Çünkü hastalık kişinin bütün kimliği değildir.
Bir insan kanser geçirmiş olabilir ama kanserden ibaret değildir.
Bir kadın olabilir ama yalnızca “kadın hikâyesi” değildir.
Bir anne olabilir ama yalnızca annelik rolünden ibaret değildir.
Bir aşçı olabilir ama yalnızca yaptığı yemeklerle tanımlanamaz.
Tokelli'nin hikâyesi bana daha çok şunu düşündürüyor:
İnsanların hayatlarını tek bir sıfatla açıklamaya çalışmak, onların yaşadığı uzun yolculuğu küçültüyor.
Belki de sağlık hikâyelerine bakarken sormamız gereken soru “Nesi vardı?” kadar “Bütün bunların arasında kim olmaya devam etti?” sorusu da olmalı.
Forumun Sonunda Size Birkaç Soru
Ben bu hikâyeyi araştırırken en çok şu noktada durdum:
Bir insanın hastalığını bilmek gerçekten onu anlamaya yetiyor mu?
Sizce toplum, kadınların yıllarca ev içinde yaptığı işleri ne kadar “gerçek emek” olarak görüyor?
Bir hastalıkla mücadelede plan yapmak mı daha önemli, yanında birinin olduğunu hissetmek mi?
Yoksa zaten gerçek hayatta olduğu gibi ikisine birden mi ihtiyacımız var?
Esra Tokelli'nin hikâyesinde beni en fazla düşündüren de bu oldu. Lösemi, yangın, aile hayatı, mutfak, yarışma ve şampiyonluk... Bunların hiçbirisi tek başına bir insanı anlatmaya yetmiyor.
İnsanı anlatan şey biraz da bütün bu parçaların arasında yoluna nasıl devam ettiği.
Ve belki de bazen hayatın en güçlü hikâyeleri, büyük sahnelerde değil; çocukken açılan bir mutfak dolabının, hastane koridorunda beklenen bir telefonun veya yıllar sonra yeniden yakılan bir ocağın başında başlıyor.
Kaynak notu: Esra Tokelli'nin çocukluk yıllarındaki mutfak deneyimi ve hayatındaki zorlu dönemlere ilişkin anlatımları farklı röportajlarda yer alıyor. Lösemi mücadelesi ise özellikle Hürriyet'in 2023 tarihli röportajında açık biçimde aktarılıyor. Sağlıkla ilgili ayrıntılarda, kamuya açık olmayan tıbbi bilgiler konusunda varsayım yapılmaması gerektiği için yalnızca doğrulanabilir açıklamalara yer verilmiştir.
Bir insanın çocukluğunda yaşadığı ağır olaylar, onun ileride nasıl biri olacağını tek başına belirlemez.
“Çok acı çekti, bu yüzden güçlü oldu” demek de fazla kolaycı bir yorum olur.
İnsanlar acıdan otomatik olarak güçlenmez.
Bazen acı insanı yorar.
Bazen korkutur.
Bazen içine kapatır.
Bazen de yardım istemeyi öğretir.
Güç dediğimiz şey belki de hiç düşmemek değil; düştüğünde hayatın devam ettiğini fark edebilmektir.
Kadınların Görünmeyen Emeği ve Mutfaktan Ekrana Uzanan Yol
Esra Tokelli'nin hikâyesinin toplumsal açıdan en ilginç taraflarından biri de mutfak.
Çünkü Türkiye'de mutfak yalnızca yemek pişirilen bir alan değil.
Aile hafızasının tutulduğu yerlerden biri.
Bayramların, düğünlerin, cenazelerin, misafirliklerin, komşulukların ve gündelik hayatın merkezinde mutfak var.
Fakat bu alan tarih boyunca büyük ölçüde kadın emeğiyle ilişkilendirildi.
Bir kadının yıllarca onlarca kişiye yemek hazırlaması çoğu zaman “ev işi” olarak görüldü. Aynı becerinin restoran mutfağında profesyonel bir mesleğe dönüşmesi ise farklı bir statü kazandırdı.
Tokelli'nin hikâyesinde bu dönüşümü görmek mümkün.
2021 yılında verdiği bir röportajda yemek yapmanın onun için hem bir ihtiyaç hem de kendisini ifade ettiği, mutlu olduğu bir alan olduğunu anlatmıştı. Ayrıca MasterChef'e katılma kararını kendisi için bir şeyler yapma ve diğer ev kadınlarına örnek olma düşüncesiyle ilişkilendirmişti.
Bu sözler bana şu soruyu düşündürüyor:
Bir insanın yıllarca ücretsiz veya görünmez yaptığı iş, televizyonda milyonların önünde sergilendiğinde neden birdenbire “yetenek” olarak görülmeye başlıyor?
Belki de mesele yalnızca mutfak değil.
Ev temizliği, çocuk bakımı, yaşlı bakımı, yemek hazırlama, aile ilişkilerini sürdürme gibi pek çok beceri ekonomik değere dönüştürülmediğinde görünmez kalabiliyor.
Erkekler Çözüm Peşinde, Kadınlar Duyguların Peşinde mi?
Bu başlık özellikle tartışmaya açık.
Çünkü “erkekler stratejiktir, kadınlar empatiktir” demek kulağa düzenli bir açıklama gibi gelse de gerçek insanların hayatını açıklamak için yetersiz.
Bir hastalık karşısında örneğin bir erkek kardeş, doktor randevularını organize edebilir ve aynı zamanda geceleri korkudan uyuyamayabilir.
Bir kadın kardeş, hastasının elini tutup onunla konuşabilir ve aynı zamanda tedavi seçeneklerini günlerce araştırabilir.
Dolayısıyla mesele biyolojik bir kader değil; kişilik, deneyim, eğitim, aile kültürü ve toplumsal beklentilerin iç içe geçtiği bir alan.
Esra Tokelli'nin hikâyesini bu nedenle tek bir “güçlü kadın” anlatısına sıkıştırmak da bana eksik geliyor.
Çünkü güçlü olmak bazen mücadele etmekse, bazen de destek kabul etmektir.
Bazen masanın başına oturup plan yapmaktır.
Bazen de planı bırakıp “Bugün gerçekten nasılsın?” diye sormaktır.
Hastalıktan Sonra Yeniden Mutfağa Dönmek
Tokelli'nin hikâyesinin en dikkat çekici taraflarından biri, sağlık mücadelesinin hayatının tamamını tanımlamasına izin vermemesi.
O, kendisini yalnızca “lösemi geçirmiş kadın” olarak sunmuyor.
Aynı zamanda aşçı, anne, yarışmacı, girişimci ve mutfağa tutkuyla bağlı bir insan olarak varlığını sürdürüyor.
MasterChef macerası da bunun bir parçası.
2020 yılında yarışmaya katıldıktan sonra 2023'te All Star sezonunda yeniden mücadele etti ve şampiyon oldu. Habertürk ve Cumhuriyet gibi yayınların aktardığı bilgilere göre finalde Tahsin Küçük'le karşılaşmış ve şampiyonluğa ulaşmıştı.
Bence burada asıl mesele kupa değil.
Kupa, hikâyenin görünen sonucu.
Asıl hikâye ise insanın yıllar boyunca biriktirdiği deneyimin bir gün herkesin önünde görünür hale gelmesi.
Çocukken zorunluluktan girilen mutfak...
Yıllarca sürdürülen yemek emeği...
Sağlık sorunları...
Kayıplar...
Televizyon ekranı...
Ve sonunda şampiyonluk.
Hayat bazen düz bir çizgi halinde ilerlemiyor.
Daha çok, birbirine bağlanan mutfak masaları gibi.
Bir Hastalık İsminin Ötesinde Bir İnsan
Esra Tokelli'nin hastalığı sorusuna cevap verirken söylenebilecek en doğru cümle şu:
Esra Tokelli, kendi açıklamalarına göre lösemi tedavisi gördü.
Bundan daha fazlasını söylerken dikkatli olmak gerekiyor.
Çünkü hastalık kişinin bütün kimliği değildir.
Bir insan kanser geçirmiş olabilir ama kanserden ibaret değildir.
Bir kadın olabilir ama yalnızca “kadın hikâyesi” değildir.
Bir anne olabilir ama yalnızca annelik rolünden ibaret değildir.
Bir aşçı olabilir ama yalnızca yaptığı yemeklerle tanımlanamaz.
Tokelli'nin hikâyesi bana daha çok şunu düşündürüyor:
İnsanların hayatlarını tek bir sıfatla açıklamaya çalışmak, onların yaşadığı uzun yolculuğu küçültüyor.
Belki de sağlık hikâyelerine bakarken sormamız gereken soru “Nesi vardı?” kadar “Bütün bunların arasında kim olmaya devam etti?” sorusu da olmalı.
Forumun Sonunda Size Birkaç Soru
Ben bu hikâyeyi araştırırken en çok şu noktada durdum:
Bir insanın hastalığını bilmek gerçekten onu anlamaya yetiyor mu?
Sizce toplum, kadınların yıllarca ev içinde yaptığı işleri ne kadar “gerçek emek” olarak görüyor?
Bir hastalıkla mücadelede plan yapmak mı daha önemli, yanında birinin olduğunu hissetmek mi?
Yoksa zaten gerçek hayatta olduğu gibi ikisine birden mi ihtiyacımız var?
Esra Tokelli'nin hikâyesinde beni en fazla düşündüren de bu oldu. Lösemi, yangın, aile hayatı, mutfak, yarışma ve şampiyonluk... Bunların hiçbirisi tek başına bir insanı anlatmaya yetmiyor.
İnsanı anlatan şey biraz da bütün bu parçaların arasında yoluna nasıl devam ettiği.
Ve belki de bazen hayatın en güçlü hikâyeleri, büyük sahnelerde değil; çocukken açılan bir mutfak dolabının, hastane koridorunda beklenen bir telefonun veya yıllar sonra yeniden yakılan bir ocağın başında başlıyor.
Kaynak notu: Esra Tokelli'nin çocukluk yıllarındaki mutfak deneyimi ve hayatındaki zorlu dönemlere ilişkin anlatımları farklı röportajlarda yer alıyor. Lösemi mücadelesi ise özellikle Hürriyet'in 2023 tarihli röportajında açık biçimde aktarılıyor. Sağlıkla ilgili ayrıntılarda, kamuya açık olmayan tıbbi bilgiler konusunda varsayım yapılmaması gerektiği için yalnızca doğrulanabilir açıklamalara yer verilmiştir.